Gündem yoruyor. Bir olay daha sindirilmeden yenisi geliyor; savaşlar, ekonomik dalgalanmalar, toplumsal çözülmeler, ahlaki kırılmalar… Her şey hızlandı ama insanın içi sanki aynı hızda boşalıyor, insanlık giderek silikleşiyor. Bazen insan, bu çağın ortasında durup şu soruyu sormadan edemiyor: Bu kadar bilgiye, teknolojiye ve imkana rağmen neden hala bu kadar acı üretiyoruz? Nerede yanlış yaptık, neyi eksik bıraktık?
Belki de mesele sandığımız kadar karmaşık değildir. Belki de insanlığın yürüyüşünü belirleyen birkaç temel ölçüt vardır ve bugün yaşadığımız savrulmalar, bu ölçütlerden birinin bilinçli ya da bilinçsiz şekilde ihmal edilmesinin doğal sonucudur. Modern insanı ayakta tutan şey gerçekten sadece zeka mıdır, yoksa başarı mıdır? Yoksa bütün bunların üzerinde duran, fakat çoğu zaman görmezden gelinen başka bir değer mi vardır?
Uzun yıllar boyunca 21. yüzyılın temel başarı kriterleri olarak iki nitelik ön plana çıkarıldı: zeki olmak ve başarılı olmak. Modern insan bu iki kavram etrafında tanımlandı. Eğitim sistemleri, kariyer planları, toplumsal statüler ve hatta bireyin kendi değeri bile çoğu zaman bu iki ölçüye göre belirlendi. Ancak bugün geldiğimiz noktada, bu iki parametrenin tek başına insanlığı ileri taşımaya yetmediğini açık ve acı bir şekilde görüyoruz.
Zeki olmak ve başarılı olmak, ahlaki bir çerçeveyle desteklenmediğinde toplum için bir ilerleme değil; tam tersine ciddi bir tehdit haline dönüşebiliyor. Bu durum insanlık tarihi boyunca defalarca tecrübe edildi. Nitekim Thomas Hobbes, Leviathan adlı eserinde insan doğasına dair sert ama gerçekçi bir tespitte bulunur: “İnsan insanın kurdudur.” Hobbes’a göre insan, sınırlandırılmadığında ve ortak bir ahlaki düzenle çevrelenmediğinde, kendi çıkarı uğruna her şeyi yapabilecek bir varlıktır.
Hobbes’un bu yaklaşımı yalnızca siyasal düzeni değil, ahlaki zemini de merkeze alır. Ona göre toplum; bireylerin zekası ya da başarısı üzerine değil, onları dengeleyen, sınırlayan ve meşrulaştıran ortak bir sözleşme üzerine ayakta durur. Aksi hâlde ortaya çıkan şey, herkesin herkesle mücadele ettiği bir kaos hâlidir. Bugün dünyanın farklı coğrafyalarında gördüğümüz tablo da tam olarak budur.
Zeki ve başarılı bireylerin ahlaktan yoksun kaldıklarında neleri meşrulaştırabildiklerine tanıklık ediyoruz. Savaşlar, ekonomik sömürü düzenleri, ırkçılık, istismar ve suç mekanizmaları çoğu zaman sıradan insanların değil; eğitimli, zeki ve sistem içinde başarılı olmuş kişilerin eliyle inşa ediliyor. Bu gerçek bize şunu açıkça gösteriyor: Zeka, ahlakla birleşmediğinde kurnazlığa; başarı ise erdemle buluşmadığında tahakküme dönüşüyor.
Bu nedenle artık çağımızın insanı için yeni bir ölçütler bütünü konuşulmalıdır: Birincisi zeki olmak. İkincisi başarılı olmak. Üçüncüsü ve belki de en belirleyici olanı, ahlaklı olmaktır. Ahlak, bu iki güçlü niteliği insanlık yararına yönlendiren temel pusuladır. Onsuz, en parlak zekalar bile karanlık sonuçlar üretebilir.