Hayatının en başında toprağa verilen çocuklar…
Hayatını kaybeden evlatlarımıza Allah’tan rahmet, ailelerine sabır ve baş sağlığı diliyorum. Bu acı, sadece birkaç hanenin değil, bütün bir ülkenin omuzlarına çöken bir yüktür. Türkiye’nin dört bir yanında hissedilen bu sarsıntı, aslında hepimize yöneltilmiş bir uyarıdır.
Ben de bu toplumun bir ferdi olarak şunu açıkça hissediyorum: İçimizde bir şeyler kırılıyor. Ve bu kırılma, tekil olayların ötesinde, derin bir zihniyet sorununa işaret ediyor.
Toplumlar bir anda çökmez; önce sessizlik büyür. Görmezden gelinen, ertelenen sorunlar zamanla daha büyük felaketlerin zeminini hazırlar. Bugün çocuklara yönelik şiddeti yalnızca adli bir mesele olarak görmek, gerçeğin sadece küçük bir kısmını konuşmaktır. Çünkü burada asıl mesele, insan yetiştirme meselesidir.
Çocuk, bir ülkenin yarınıdır. Bir çocuğun büyüdüğü ev, onun dünyaya bakışını belirler. Sevgiyle büyüyenle ihmal edilerek büyüyenin yarın kuracağı hayat aynı değildir. Şiddet çoğu zaman bir anın değil, biriken boşlukların sonucudur.
Bugün aile yapısında gözle görülür bir zayıflama var. Aynı çatı altında yaşayan ama birbirine temas etmeyen bireyler çoğalıyor. Çocuklar en çok ilgisizlikten yaralanıyor. Görünür bir iz bırakmayan bu ihmal, en derin yaraları açıyor.
Eğitim tarafında da benzer bir eksiklik hissediliyor. Bilgi verilen ama anlaşılmayan bir nesil yetişiyor. Oysa eğitim, sadece öğretmek değil; anlamak ve yön vermektir. Çocuğun ruhuna dokunamayan bir sistem, ne kadar başarılı görünürse görünsün eksiktir.
Ben bu satırları yazarken içimde ağır bir huzursuzluk var.
Çünkü artık acılarımızın süresi kısalıyor. Birkaç gün konuşuyor, üzülüyor ve sonra unutuyoruz. Oysa unutulan her çocuk, sadece toprağa değil, bizim vicdanımızın en sessiz yerine gömülüyor. Asıl tehlike de burada başlıyor: Acının sıradanlaşması. Çünkü bir toplum, kayıplarına alıştığı anda, aslında en büyük kaybını yaşamış demektir.
Bugün mesele birkaç haber başlığından ibaret değil. Mesele, her yeni olayda biraz daha susan ve kabullenen bir topluma dönüşmemizdir. Oysa suskunluk, çözüm değil; sorunun en güçlü ortağıdır.
Yapılması gereken şey açık: Sorumluluğu başkalarına bırakmadan, her birimizin payına düşeni görmesi. Ailede, okulda, sokakta… Çocuğun olduğu her yerde daha fazla dikkat, daha fazla merhamet ve daha fazla sorumluluk.
Çünkü bu mesele ertelenemez.
Çünkü her gecikme, bir çocuğun daha karanlıkta kalması demektir.