?>

Ekmek, su gibi ‘siyasi ahlak’ lazım

Siracettin Çekin

9 ay önce

Siyasi ahlak, siyaset biliminin en temel kavramlarından biridir. Çünkü siyaset yalnızca iktidar mücadelesi değildir; toplumsal yaşamı düzenleyen, bireyler arası adalet duygusunu besleyen ve devlet ile vatandaş arasındaki güven köprüsünü kuran bir mekanizmadır. Ahlaktan arındırılmış bir siyaset, otoriteyi tesis etse bile meşruiyetini kaybeder. Bu nedenle siyasi ahlak, siyasetin var olma temelidir. Bize bu şekilde öğretiler…

Aristoteles, “Politika” adlı eserinde siyaseti “ortak iyinin yönetimi” olarak tanımlar. Eğer siyaset ortak iyiyi hedeflemiyorsa, orada ahlaktan değil, yalnızca güç mücadelesinden söz edilir. Modern dönemde Max Weber, siyaseti “meşru şiddet tekeli” ile açıklamış, ancak bu tekeli meşru kılan unsurun hukuki normlarla birlikte ahlaki meşruiyet olduğunu vurgulamıştır. Osmanlı’da “kul hakkı” anlayışı devlet adamlarının temel sorumluluk ölçütüydü; Cumhuriyet’in ilk yıllarında ise “milletin vekili” kavramı, siyasetçinin şahsi çıkarı değil, halkın menfaatini öncelemesi gerektiğini ifade ediyordu.

Bugün siyasi ahlakın zayıflaması, Türkiye’nin en büyük sorunlarından biridir ve gözardı edilmeyecek kadar da önemlidir. Siyasi ahlakın olmadığı bir düzende devlet kadroları ehliyet yerine sadakat üzerinden şekillenir, kamu kaynakları şahsi menfaatler uğruna harcanır, adalet tarafsızlığını yitirir ve siyasetçi ile halk arasındaki güven bağı kopar. Böyle bir durumda devlet, otoritesini korusa bile meşruiyetini kaybeder. Oysa bir siyasetçinin dürüstlüğü, toplum için en az ekonomik büyüme kadar hayati bir meseledir.

Türkiye’nin yakın dönem siyasetinde yaşanan tartışmalar, aslında siyasi ahlak eksikliğinin bir yansımasıdır. Meclis’te uzlaşı ve ortak akıl yerine kutuplaştırıcı söylem ve çıkar odaklı kararlar öne çıktıkça, siyaset kurumuna duyulan güven zayıflamaya devam etmektedir. Bugün seçmen, sadece ekonomik istikrar ya da güvenlik politikaları değil, aynı zamanda siyasetçinin üslubunda ve davranışlarında da samimiyet, dürüstlük ve tutarlılık görmek istiyor. Çünkü toplumun huzuru, yalnızca kanunlarla değil, siyasetin ahlaki temeliyle korunabilir ve bu durum binlerce yıldır böyledir.

Unutulmamalıdır ki siyasi ahlak, yalnızca siyasetçinin şahsi erdemi değildir; aynı zamanda toplumsal bir talebin ve denetimin ürünüdür. Halk, siyasetçiden dürüstlük beklediği kadar kendisi de şeffaflık ve hesap verebilirlik kültürünü talep etmelidir. Bu açıdan bakıldığında siyasi ahlak, yalnızca siyaset biliminin teorik bir kavramı değil, toplumun günlük yaşamını doğrudan etkileyen ekmek gibi su gibi ihtiyaçtır. Gerçek bir demokratikleşme, ancak bu karşılıklı sorumluluk bilinciyle mümkündür.

Sonuç olarak, Türkiye’nin bugün yaşadığı ekonomik, hukuki ve sosyal krizlerin temelinde aslında tek bir mesele vardır: siyasi ahlak eksikliği. Bu eksiklik giderilmedikçe hiçbir reform, hiçbir program kalıcı başarı getirmeyecektir. Çünkü siyasetin ahlaktan koptuğu yerde devlet otoritesini sürdürebilir, fakat meşruiyetini kaybeder. Gerçek çözüm, siyasetin ahlaki temellere yeniden inşa edilmesiyle mümkündür.

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI