Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında Türkiye’nin karşısındaki en büyük meydan okumalardan biri, kültürel derinlikten kopmuş bir gençliğin siyasal istikbali şekillendirme gücünden mahrum kalmasıdır. Bu tehlike, yalnızca eğitim politikalarının yetersizliğinden değil, aynı zamanda kültürel iklimin yerel değerlerle temas kuramamasından kaynaklanmaktadır. Batman özelinde bu tablo daha belirgin, daha kırılgan ve daha stratejiktir.
Güneydoğu’nun kadim şehirlerinden biri olan Batman, yıllardır terörle, yoksullukla ve kültürel yozlaşmayla anılmanın yükünü omuzlamaktadır. Ancak bu şehir, aynı zamanda bin yıllık medeniyet katmanlarının iç içe geçtiği; Mezopotamya’nın hafızasını taşıyan, Şeyh Halid’ten Şakiro’ya uzanan bir kültür damarını içinde barındırır. Bu damar, eğer doğru kavranır ve sahih bir gençlik politikasıyla beslenirse, sadece Batman’ı değil, tüm Türkiye’yi terörsüz bir geleceğe taşıyacak bir öncü güç olabilir.
Gençlik, bir toplumun aynası değil; onun gelecekteki halidir. Eğer bugünün Batmanlı genci, kendi kimliğini inşa ederken kültürel kodlara, tarihi hafızaya ve yerel değerlere tutunamazsa, onu bekleyen gelecek de belirsizlik ve yönsüzlük olacaktır. Oysaki gençliğin eli kalemle, gönlü memleket sevgisiyle yoğrulduğunda, terörün propagandası karşısında en büyük direniş yine o gençlikten yükselecektir.
Siyaset kurumu burada kritik bir görevle karşı karşıyadır: Kültürü yalnızca bir ‘etkinlik takvimi’ olarak gören yüzeysel anlayıştan sıyrılıp, onu toplumsal aidiyetin inşasında asli bir unsur olarak yeniden konumlandırmalıdır. Bu bakımdan, yerel yönetimlerden merkezi hükümete kadar tüm aktörlerin, Batman gibi şehirlerde kültür odaklı kalkınmayı esas alan bir yaklaşımla hareket etmesi artık bir tercih değil, bir zorunluluktur.
Gençliğe yalnızca ekonomik bir unsur olarak değil, entelektüel ve ahlaki bir özne olarak bakmak gerekir. Bu bağlamda, kültür merkezleri; sadece sanat kurslarının verildiği binalar değil, aynı zamanda düşüncenin, kimliğin ve ortak hafızanın yeşerdiği yaşam alanları olmalıdır. Batman’da kurulacak her bir halk kütüphanesi, açılacak her bir fikir atölyesi, geleceğin terörsüz Türkiye’sine atılan sağlam bir tuğla hükmündedir.
Bugün Batman’da yükselen her bir bilinçli genç ses, yarının Türkiye’sinde yankılanacak bir diriliş çağrısıdır. Bu çağrıyı duymak ve gereğini yapmak; sadece siyasetçilerin değil, entelektüellerin, sanatçıların, kanaat önderlerinin ve tüm toplumun ortak sorumluluğudur. Çünkü terörün panzehiri tank değil, fikir; susturulmuşluğun karşıtı ise yalnızca güvenlik değil, kültürdür.