Bazı meseleler vardır; çetrefillidir, girintilidir, çıkıntılıdır.
İçine girersiniz, çıkmak istemezsiniz; dışarıdaysanız yaklaşmaya dahi çekinirsiniz.
Barış meselesi tam da böyledir.
Yakın zamanlar bir süreç başladı. Bu toprakların kadim hafızasında ilk kez bu kadar güçlü bir umut yeşerdi. Anadolu’nun dört bir yanında insanlar, barışın yalnızca bir ihtimal değil, bir gerçeklik olabileceğine inandı. Belki de ilk defa, ölümün ve çatışmanın değil; sükunetin ve kardeşliğin dili konuşulacaktı.
Ama bu coğrafyada barış kolay filizlenmez. Bizler, ne yazık ki savaşın sesine aşinayız. Kurşunun yankısını, ağıtların titreyişini, kayıpların acısını iyi biliriz. Barış ise çoğu zaman uzaktan gelen bir fısıltı gibidir. İncedir, kırılgandır, çekingen bir sestir.
Ve biz, o sesi duymak için bazen sessizleşiriz. Kulak kesiliriz. Çünkü o fısıltı bile içimizde bir umut doğurmaya yeter. O ses bizi bir araya getirir, bizi birbirimize yaklaştırır, bizi yeniden “biz” yapar.
Barışa yürürken ağır bedeller ödedik. Nice insanı, nice değeri bu yolda yitirdik. Bu toprakların hafızasına kazınmış isimlerden biri de, barışı hayatının merkezine koymuş olan Sırrı Süreyya Önder’di. Onu yalnızca bir siyasetçi olarak değil; bir sözün, bir inancın, bir mücadelenin taşıyıcısı olarak hatırlıyoruz.
Mekanı cennet olsun.
Aynı zamanda bir neslin hafızasında yer etmiş, insanlara “İbrahim” adlı şiiri sevdiren kişiydi. Çünkü barış, yalnızca siyasetle değil; kültürle, sanatla ve hafızayla da inşa edilir ve O bunu çok iyi biliyordu.
***
Geçtiğimiz günlerde Batmanlı Milletvekili Mehmet Emin Ekmen’in Serbestiyet’te yayımlanan yazısını okudum. “Okudum” demek eksik kalır; adeta içtim. Sakin ama derin, yalın ama sarsıcı bir anlatımı vardı. Sırrı abiyi öyle iyi anlatmış ki, kendi kendime “Artık söylenecek ne kaldı?” diye düşündüm. Çünkü bazı metinler vardır; meseleyi öyle bir kuşatır ki geriye sadece susmak kalır.
O yazıda en çarpıcı olan şuydu: Barış, yalnızca bir hedef değil; bir ömür meselesidir. Ve bazı insanlar, bu uğurda hayatlarını bir anlamda feda ederler. Sırrı Süreya Önder de tam olarak böyle bir hayat sürdü. Barışı bir siyasal tercih değil, bir varoluş biçimi olarak benimsedi.
Bugün gelinen noktada, süreç belki yorgun, belki durgun.
Ama bu, umudun bittiği anlamına gelmez. Çünkü bu topraklarda barış, hiçbir zaman tamamen susmaz. Sadece bazen geri çekilir, bekler, yeniden konuşacağı zamanı kollar.
Biz ise tarafımızı çoktan seçtik.