?>

Bir itiraz Şeyh Said

Siracettin Çekin

11 ay önce

Cumhuriyet’in ilanıyla birlikte Türkiye büyük bir dönüşüm sürecine girdi. Hilafet kaldırıldı, medreseler kapatıldı, tekke ve zaviyeler yasaklandı. Laikleşme ve merkezileşme gibi reformlar devletin bekası için gerekli görüldü; ancak bu adımların toplumun tamamıyla istişare edilmeden, özellikle de inanç ve gelenek temelli yapılar dikkate alınmadan uygulanması büyük bir kırılmaya yol açtı. 1925 yılında patlak veren Şeyh Said İsyanı, işte bu kırılmanın sonucuydu.

Bugün hala resmi anlatım bu isyanı “gerici” bir kalkışma olarak tanımlar. Oysa bu başkaldırı, sadece doğudaki birkaç ilin değil, tüm milletin kalbinde yer bulan bir adalet arayışıdır. Diyarbakırlı için ne anlam ifade ettiyse, İzmirli, Edirneli, Sivaslı ve Hataylı için de aynı duygusal ve vicdani ağırlığı taşır. Bu isyan, sadece inançlara değil, geleneklere, kültüre ve halkın sosyal hafızasına sahip çıkma çabasıdır.

O dönem devleti yönetenler isyanın İngiliz destekli bir hareket olduğunu iddia etti. Fakat bu söylem yıllar içinde gerçekliğini yitirdi. Nitekim dönemin Başbakanı İsmet İnönü’nün notlarında şu ifadeye rastlıyoruz: “Şeyh Said’in İngilizlerle herhangi bir bağlantısına dair bir kanıt bulamadık.” Bu açık ifade, meselenin bir dış tehdit değil, içeride bastırılmış halk taleplerinin bir sonucu olduğunu net biçimde ortaya koymaktadır.
İsyana karşı devletin tavrı oldukça sertti. Olağanüstü hal ilan edildi, İstiklal Mahkemeleri kuruldu, yüzlerce kişi idam edildi. İnanç temelli toplumsal yapılar bir gecede dağıtıldı. Mecliste, İsmet İnönü’nün söylediği “Bu memleket tekkeler, zaviyeler memleketi olamaz” sözü, devletin topluma bakışını özetliyordu. Oysa halk için bu yapılar sadece dini mekanlar değil, sosyal yardımlaşmanın, ahlaki eğitimin ve toplumsal dayanışmanın merkezleriydi.

Şeyh Said’in başkaldırısı modernleşmeye değil, tek tipleştirmeye ve inkara karşı bir itirazdı. Bu nedenle tarihsel anlamda haklı bir yere sahiptir. Çünkü halkın talepleri yok sayıldığında, inançları görmezden gelindiğinde ve kültürel dokusu dağıtıldığında, her toplum kendini savunma refleksi geliştirir. Bu refleksin adı o gün Şeyh Said oldu.

Bugün artık meseleye geçmişin soğuk yargılarıyla değil, çoğulcu ve demokratik bir bakışla yaklaşma zamanı gelmiştir. Bu isyanı anlamak, Cumhuriyet’in kazanımlarını reddetmek değil; halkın sesine kulak veren, inançlara saygılı, farklılıkları dışlamayan bir toplumsal sözleşmeye duyulan ihtiyacı hatırlamaktır. Gerçek adalet, yalnızca kanunlarda değil, toplumun ruhunu anlayan bir vicdanda mümkündür. Kısacası, ne inkar etmek ne kutsamak; sadece anlamak ve birlikte daha adil bir gelecek inşa etmektir.
YAZARIN DİĞER YAZILARI