Konu barış olunca, ister istemez uzaklaşıyorum akademik dilden, rakamlardan, raporlardan… Çünkü barış benim için sadece bir devlet politikası değil; bir annenin gözünde kurumuş yaş, bir çocuğun ilk kez silah sesi duymadan büyüyebilmesi, bir halkın yıllar sonra yeniden güven duyabilmesi… Kalemim o yüzden biraz titriyor bu konuyu yazarken. Çünkü barış, yazıyla değil, yürekle anlatılır. Belki de bu yüzden edebiyat sığınılacak en doğru liman oluyor insanın içinde birikeni anlatırken.
Bu ülke yıllardır aynı acının etrafında dönüp duruyor. Aynı cenazeler, aynı anneler, aynı gözyaşları… Doğuda bir asker toprağa verilirken, batıda bir Kürt genci faili meçhulde kayboluyor. Yıllar geçti ama tablo değişmedi. O yüzden bugün biri kalkıp “PKK silah bırakacakmış” dediğinde içim karmakarışık oluyor. Seviniyor muyum? Evet. Ama sevincim yarım. Çünkü bu coğrafyada hiçbir şey kolay iyileşmiyor.
Barış bir karar değil, bir hâl olmalı. İnsanlar artık korkmadan yaşamak, konuşmak, var olmak istiyor. Silahların sustuğu kadar, önyargıların da dindiği bir hayat… Gerçek barış, sessizliğin ortasında atılan bir imzayla değil; sokaklarda, evlerde, yüreklerde hissedildiğinde mümkün olur.
Şimdi hafif bir rüzgâr esiyor; belki ilk kez bu kadar ciddiye alınması gereken bir süreçten geçiyoruz. PKK silah bırakma hazırlığında olabilir ve bu, geçmişten farklı olarak ne teslimiyetin ne zaferin adıdır. Bu, karşılıklı yıpranmanın, bölgesel karmaşanın ve toplumdan gelen sessiz çığlığın sonucudur. Devlet artık bu işi yalnızca operasyonlarla sürdüremeyeceğini, PKK ise silahlı mücadelenin halkta karşılık bulmadığını görmüş durumda. Ne biri galip, ne diğeri mağlup… Ortada ortak bir tükenmişlik var. Barışın kapısı da belki tam bu tükenmişliğin ardından aralanıyor.
Ama biz bu filmi daha önce de izledik. Çözüm Süreci’nde umutlandık, sonra darmadağın olduk. Halk bir kez daha aldatılmak istemiyor. Ne dağdan inenle dost olunur ne de barışı elinde tutanla oyun oynanır. Bu kez her şey daha ciddi, daha gerçek olmalı. Çünkü artık kaybedecek bir kuşak daha yok.
Herkesin içinde kanayan, ama dile dökemediği bir yara var bu ülkede. Kimi susarak taşıyor acısını, kimi öfkeyle… Ama ne olursa olsun, artık sadece yürümek yetmiyor bu yükle. Yüzleşmek gerekiyor: Kendimizle, geçmişimizle, birbirimizle. Çünkü barış; unutmak değil, hatırlayarak iyileşmektir. İçimize gömdüğümüz gerçeklerle yüzleşmeden, birlikte yaşamanın anlamı yok. İşte bu yüzden yalnızca dağdan inenlerle değil, bu topraklarda büyüyen herkesle bir dil kurmak şart. Barışın yolu; kalpten geçiyor, göz göze gelmekten, birbirimizin hikâyesini duymaktan geçiyor.
Barış artık bir ihtimal değil; bir zorunluluktur. Çünkü bu halk neye benzediğini çoktan öğrendi savaşın. Şimdi öğrenmesi gereken şey; huzurun nasıl sürdürülebileceğidir. O yüzden bu defa hiçbir şey yarım kalmamalı. Ne adalet, ne merhamet, ne de söz… Bu kez barış, bir gün değil, her gün yaşanmalı. Çünkü bu topraklar artık daha fazla kanı değil, birbirine tutunan elleri hak ediyor. Ve unutulmamalı ki; barış sadece kelimelerle değil, yürekle anlatılır, yaşanır.
NOT:
Şehit olan 12 askerimize Allah’tan rahmet, ailelerine ve milletimize başsağlığı diliyorum. Milletimizin başı sağ olsun.