?>

Batık bir coğrafya: Ortadoğu

Siracettin Çekin

3 ay önce

Yine bütün dikkatlerimizi Ortadoğu’ya çevirdik. Aslında çevirmek zorunda kaldık. Çünkü bu coğrafyada zaman başka türlü akar; saniyeler saatlere, saatler yıllara dönüşür. Küreselleşen bir dünyada burada yaşanan hiçbir hadise yerel kalmaz. Atılan her füze, kurulan her ittifak, bozulan her denge dalga dalga yayılır.

Ortadoğu karmaşık ilişkilerin, çıkar odaklı grupların ve bitmeyen güç hesaplarının sahnesidir. Amerika Birleşik Devletleri’nin işgalci politikaları, bölgeyi yıllardır istikrarsızlık girdabında tutuyor. İsrail ise güvenlik doktrini adı altında yürüttüğü sert stratejilerle bu gerilimi sürekli canlı tutuyor. Fakat hakikati sadece dış aktörlere indirgemek de kolaycılıktır. Dış müdahale ancak içeride bir zemin bulursa etkili olur.

1979’da İran’da yaşanan dönüşüm çoğu kişi tarafından “bir gecelik eksen değişimi” olarak anlatıldı. Oysa arka plan çok daha derindi. Ruhullah Humeyni’nin sürgün sürecinin Türkiye ayağı, özellikle Bursa’daki dönemi, devrimin fikri hazırlık safhasının önemli bir parçasıdır. Bu süreç, yalnızca bir iktidar değişimi değil; bir zihniyet inşasıydı.

Elbette devrim sonrası özgürlüklerin daraldığı, insan haklarının ihlal edildiği dönemler yaşandı. Bu eleştiriler haklıdır ve tarihe not düşülmelidir. Ancak aynı dönemde İran’ın güçlü ve dirençli bir devlet yapısı kurduğu gerçeği de inkar edilemez. Ortadoğu’nun çelişkisi tam burada durur: Güçlü devlet refleksi ile özgürlük talepleri arasındaki gerilim.

Ne var ki müdahaleler hiç bitmedi. ABD ve İsrail’in İran üzerindeki baskısı yalnızca bu ülkeyle sınırlı kalmadı; bölgedeki hemen her devlet benzer bir dış etkiyle yüzleşti. Üzülerek ifade ediyorum ki Türkiye de bu coğrafyanın bir parçasıdır ve bu dalgalardan azade değildir.

Dünya tarihinde savaşlar hiç bitmedi. Her dönem kendi savaşını üretti. Ancak beni en fazla yaralayan, bir liderin cephede değil; kendi halkının suskunluğu, korkusu ya da çıkar hesapları yüzünden yalnız bırakılmasıdır. Haklı ya da haksız oluşu bir yana, iç meselelerin dış aktörlere taşınması her zaman ağır bedeller doğurmuştur. Demokrasi ve insan hakları savunucusu olduğunu iddia eden bir dünyanın, başka coğrafyalarda iç dengeleri manipüle etmesi vicdanımı yaralıyor.

Bu noktada Napolyon Bonapart’ın Mısır seferinde direnen Muhammed Kerim hakkında anlatılan hikâye ibretliktir. Kerim işgale karşı direnir, yakalanır ve idama mahkum edilir. Affedilmesi için altın istenir. Umudu halkındadır. Fakat çarşıdaki tüccarlar onu yalnız bırakır; hatta şehrin yıkımından sorumlu tutarlar. Ve Napolyon’un söylediği rivayet edilen o söz tarihin yüzüne çarpılır: “Seni, bizimle savaştığın için değil; uğruna savaştığın korkak topluluk için idam edeceğim.”
Bu anlatı ister tarihsel bir vaka ister güçlü bir metafor olsun, Ortadoğu’nun bugünkü halini anlamak için yeterlidir. Dış müdahale kadar iç çözülme de belirleyicidir. Ticaretin, konforun ve kısa vadeli çıkarın; özgürlük ve onurun önüne geçtiği her toplumda sonuç değişmez.

Ortadoğu’nun dramı yalnızca emperyal planlar değildir. Asıl trajedi, içeriden zayıflayan kalelerdir.

Ve tarih bize hep aynı hakikati fısıldar: Bir coğrafya dışarıdan işgal edilmeden önce, içeride çözülür.
YAZARIN DİĞER YAZILARI