?>

Yetmiyor

Siracettin Çekin

5 ay önce

Bazı meseleler vardır; nereden, nasıl yaklaşacağını bilemez insan. Toplumun içten içe taşıdığı beklentiyi, kırgınlığı, yorgunluğu kelimelere dökmek çetrefilli bir yoldur. Çünkü anlatılan şey yalnızca bir ekonomik tablo değil; bir ruh halidir ve bunu yazmak oldukça zordur.
Bu ülkede insanların en sık kurduğu cümle artık şudur: Yetmiyor.

Para yetmiyor, zaman yetmiyor, sabır yetmiyor. Çalışıyoruz ama yetmiyor. Ne kadar uğraşırsak uğraşalım hayata bir türlü yetişemiyoruz. Ay bitmeden para, gün bitmeden güç tükeniyor.

Eskiden yoksulluk bir durumdu, bugün ise bir duyguya dönüştü. İnsanlar artık “yoksulum” demiyor; “yetişemiyorum” diyor. Hayata, fiyatlara, beklentilere, geleceğe… Her şey hızlanmış gibi ama insan yerinde sayıyor. Çevremize baktığımızda bunu görüyoruz; herkes bir şeyleri kaçırıyormuş hissiyle yaşıyor.

Sorun yalnızca az kazanmak değil. Asıl mesele, kazanılanın hızla erimesi. Maaş alındığı gün küçülüyor. Emek, daha karşılığını görmeden anlamını kaybediyor. İnsan çalıştıkça rahatlaması gerekirken, daha çok sıkışıyor. En çok da “elimden geleni yaptım ama olmadı” noktasında yoruluyor.

Bu yorgunluk sessizdir. Kimse yüksek sesle anlatmaz. Pazarda etiketlere bakıp bir şey almadan geçenlerin yüzünde, akşam evde ışığı erken kapatanların alışkanlığında, çocukların isteklerini erteleyen anne babaların suskunluğunda gizlidir. Hepimiz de  bu suskunluğu tanıyoruz. Bu ülkede insanlar açlıktan çok mahcubiyetten utanıyor artık.
Yetmeme hissi en çok orta yerde duranları vurur. Ne yoksul sayılırlar ne de güvende. Çalışan, vergisini veren, düzen kurmaya çalışan insanlar… Hayatları bir denge ipi gibidir. Küçük bir sarsıntıda düşeceklerini bilirler ama kimse onları tutmaz. Bu yüzden herkes tetikte, herkes yorgun, herkes biraz gergin.

Gençler bu duyguyla erken tanışıyor. Okuyorlar, bekliyorlar, deniyorlar ama karşılığını alamıyorlar. Gelecek, bir vaat olmaktan çıkıp belirsiz bir ihtimale dönüşüyor. Ben gençlerle konuştuğumda en çok bunu hissediyorum; hayal değil, sadece tutunacak bir zemin arıyorlar.

Bir toplumda en tehlikeli şey, umudun gürültüyle değil sessizlikle kaybolmasıdır. İnsanlar bağırmıyorsa her şey yolunda sanılır. Oysa asıl kırılma, konuşmamaya başladıkları anda olur. Yetmediğini kabullenen insan, talep etmekten vazgeçer; sadece katlanır.
Bu mesele yalnızca ekonomi değildir. Bu, insanın hayata karşı hissettiği adalet duygusunun zedelenmesidir. Çalıştığı halde karşılığını alamayan insan, bir süre sonra kendini değil, düzeni sorgular. Çünkü mesele beceri ya da gayret değil; mesele artık denklemin kendisidir.

Aynı ülkede yaşıyoruz ama aynı ağırlığı taşımıyoruz. Kimisi için hayat hala planlanabilir, kimisi için yalnızca idare edilebilir. Aradaki fark büyüdükçe “yetmiyor” cümlesi daha çok ağızdan çıkar hale geliyor. Ben bu cümlenin her geçen gün çoğaldığını görüyorum.

Yetmiyor demek bir şikayet değil, bir uyarıdır. Duyulmazsa, yarın daha sert cümleler kurulur. Çünkü insanın dayanma gücü sınırlıdır. En çok da emeğinin karşılığını alamadığında tükenir ve sonrasını düşünmek istemiyorum!

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI