?>

Bir şehrin handikapları

Siracettin Çekin

10 ay önce

Yazmasam olmazdı... Çok düşündüm; bu meseleyi nereden, nasıl ele almalı? Gitgeller yaşadım. William Shakespeare’i, Dostoyevski’yi, Ahmedê Xanî’yi düşündüm. Hepsi bir şekilde insanlığın çöküşüne tanıklık etmiş, kalemleriyle kayda geçmişti. Ben de öyle hissettim. Ölen sadece yapı, sadece sistem değil… İnsanlığın ta kendisiydi. Ve bunu yazmak, boynumun borcu oldu.

İnsanlığın ölümü, birdenbire gelen bir kıyamet değildir. Sessizce başlar; önce gözler kör olur, sonra kulaklar sağır. Birinin açlıktan öldüğü bir şehirde, diğerinin lüks içinde yaşadığı bir hayat varsa, orada insanlık çoktan toprağa verilmiştir. Ne yazık ki o şehirlerden biri de Batman’dır.

Batman, tarih boyunca yorgun düşmüş medeniyetlerin kavşağında yer aldı. Ancak bugün bu kadim coğrafya, kendi insanını unutanların şehri oldu. Beton yığınları arasında sıkışmış çocukların gülüşü, siyasetçilerin soğuk nutuklarına kurban edildi. Zenginlik yerin altından fışkırırken, yoksulluk yerin üstünde diz çöktü. Halkın kaderiyle oynayanlar, halktan olmayanlar oldu. Karar masalarında halk yoktu; sadece çıkar ağları vardı. Bir kısım aileler tüm düzenin anahtarı gibi davranırken; mahallenin ortasında hala kanalizasyon akıyor, elektrik kabloları yerlerde sürünüyor. Kimse yüzünü o tarafa çevirmiyor. Çünkü sefalet manzarası, lüks arabaların camından görünmüyor.

Gençlerin umudu göç yollarında tükeniyor artık. Üniversite mezunu bir Batmanlı, diplomasıyla değil, tanıdığıyla değerlendiriliyor. Çünkü bu şehirde kariyerin yolu bilgi değil, ilişki üzerinden çiziliyor. İşe girmek için önce birinin soyadını bilmelisin. Yatırım yapmak için bir çevren olmalı. Aksi takdirde sen Batman’ın değil, Batman’ın yükü oluyorsun gözlerinde.
Şehirdeki adaletsizlik yalnızca ekonomik değil; kültürel ve toplumsal katmanlara da sirayet etmiş durumda. Sosyal etkinlikler hep aynı çevrenin etrafında dönüyor. Törenlerde, açılışlarda, toplantılarda yüzler değişmiyor. Bir halkın göz göre göre dışlandığı, kendi memleketinde misafir muamelesi gördüğü bir yerde, hangi aidiyetten, hangi kalkınmadan bahsedebiliriz?

Batman’ın bazı mahalleleri hala bir asır öncesinin koşullarıyla yaşıyor. Çamur içindeki sokaklar, her yağmurda taşan lağımlar, yıllardır yapılmayan yollar… Ama birileri şehri lüks sitelerin, rezidans projelerinin, AVM’lerin parıltısıyla anlatıyor. Oysa Batman, iki ayrı dünyadan ibaret: Biri ışıklı vitrinlerden ibaret küçük bir azınlık, diğeri karanlıkta kalmış büyük bir çoğunluk.

Ve bu karanlık sadece maddi değil, ahlaki bir çöküşün de habercisi. Yardımlaşma artık hatırlı isimlere, siyasi sadakatle ölçülüyor. Bir çocuğun eğitimiyle ilgilenmek değil, bir derneğe yakın olmak kıymet görüyor. Bu şehirde bir yetim, bir mazlum, bir işsiz; sadece seçim zamanlarında hatırlanıyor. Çünkü merhamet bile burada stratejiye dönüşmüş.

Ama insanlık, Batman’ın sokaklarında hala bir nefes gibi dolaşıyor; bir amcanın sabah camide ettiği dua, bir komşunun paylaştığı ekmek, bir öğretmenin yoksul çocuğa ayırdığı ilgi… Bunlar küçük ama gerçek direnişlerdir ve büyümek zorundadır. Susarak seyredenlerden olmayacağız; bu şehrin kaderi birkaç ailenin, birkaç çıkar çevresinin eline bırakılmayacak. Umudu yeniden kurmak, adaleti ayağa kaldırmak ve sesi duyulmayanların sesi olmak için elimizi taşın altına koyacağız. Çünkü bir yerden başlamak gerekiyor ve bu şehir yeniden insanlıkla anılacaksa, kıvılcımı burada, şimdi, birlikte yakacağız. 

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI