?>

DEM Parti ve temsil krizi…

Siracettin Çekin

2 ay önce

Türkiye, tarihi bir dönemeçten geçmektedir.
Uzun yıllardır konuşulan, tartışılan ve zaman zaman umut doğuran çözüm ve barış süreçleri bugün savaşın gölgesinde kalsa da  yeniden kritik bir eşikte durmaktadır. Ancak bu eşikte herkes aynı ağırlıkta sorumluluk taşımamaktadır.

Özellikle Kürt siyasi hareketini temsil ettiğini düşünen ve bugün DEM Parti çatısı altında siyaset yapan yapı, uzun süredir toplumsal karşılık üretme ve devletle sağlıklı bir siyasi dil kurma konusunda ciddi bir başarısızlık görüntüsü vermektedir.

Saha gerçekliği ile siyasi söylem arasındaki kopukluk, bu yapının en temel zaafı haline gelmiştir. Bunu masa başından değil; doğrudan sokağın içinden halkın arasından biri olarak ifade ediyorum.
Bu başarısızlık yeni değildir; aksine uzun yıllara yayılan bir örgütlenme ve iletişim krizinin sonucudur. Halkın gündemini okuyamayan, değişen Türkiye gerçekliğini doğru analiz edemeyen ve en önemlisi süreci tabana anlatamayan bir siyasi yapı ile karşı karşıyayız.

Siyaset, yalnızca söylem üretmek değil; aynı zamanda toplumu ikna edebilme sanatıdır. Bu yönüyle bakıldığında, mevcut yapının ciddi bir yetersizlik içinde olduğu açıktır.

Bugün Türkiye’de bir barış ve normalleşme zemini tartışılıyorsa, bu zeminin en önemli aktörlerinden birinin sorumluluk bilinciyle hareket etmesi gerekir. Ancak görünen tablo, bu sorumluluğun gerektiği gibi taşınamadığı yönündedir.
Bu noktada, siyasi hareketin kendisini yeniden gözden geçirmesi, kadrolarını yenilemesi ve özellikle sahada karşılığı olan, süreci doğru okuyabilen isimleri öne çıkarması artık bir tercih değil, zorunluluktur. Aksi halde bu yapı, sadece kendi içine kapanan ve toplumla bağını zayıflatan bir siyasi çizgiye mahkum kalacaktır.

Diğer yandan Türkiye’de devlet aklını temsil eden çizgi ve özellikle Devlet Bahçeli gibi isimlerin ortaya koyduğu tutumlar, sürecin yönünü belirleyen önemli siyasi çıkışlar olarak değerlendirilmelidir. Bu tür çıkışlar, yalnızca bir siyasi söylem değil; aynı zamanda devletin bekası ve toplumsal istikrar açısından verilen mesajlar olarak okunmalıdır.

Ne var ki burada asıl mesele, bu mesajların karşı tarafta ne kadar karşılık bulduğu ve ne kadar doğru okunduğudur. Eğer siyasi yapı bu mesajları doğru analiz edemiyor ve topluma indirecek kapasiteyi gösteremiyorsa, burada ciddi bir temsil sorunu vardır.

Bugün gelinen noktada açık gerçek şudur: Türkiye, yeni bir dönemin eşiğindedir. Ancak bu dönemi taşıyacak olanlar, geçmiş reflekslerle değil; yeni gerçeklikleri okuyabilen güçlü siyasi akıllar olmak zorundadır.

Aksi halde tarih, fırsatların değerlendirilemediği dönemleri sert bir şekilde kaydeder.
YAZARIN DİĞER YAZILARI