Bir genç kadının cansız bedeni, sadece bir faili değil, bir düzeni sorgulatıyor.
Van’da bir genç kadın öldü.
Adı Rojin Kabaiş.
Yirmili yaşlarında, umutlarıyla dolu bir üniversite öğrencisiydi. 27 Eylül’de kayboldu, 15 Ekim’de göl kıyısında cansız bulundu. O günden beri bu ülkenin vicdanı suya gömülü, adalet ise hala karaya vurmamış durumda.
Raporlar, laboratuvarlar, deliller… hepsi bir sis perdesine dönüşmüş.
DNA var ama fail yok.
Ölüm var ama neden yok.
Bir genç kadın ölü, ama sorumlu kimse yok!
Bu nasıl bir adalet düzenidir?
Bu nasıl bir yönetim anlayışıdır?
Bir genç kadının ölümünü “belirsizlik” kelimesine sığdıracak kadar mı korkağız, yoksa artık umursamaz mı olduk?
Rojin, Van Gölü’nün kıyısında sadece nefesini değil, bu ülkenin genç kadınlarının umudunu da kaybetti.
Çünkü biz, her öldürülen kadının ardından “araştırıyoruz”, “takipteyiz”, “intihar olabilir” cümlelerinin ardına sığınıyoruz.
Gerçekleri gömmekte ustayız; adaleti ise mezar taşına yazmakta.
Rojin’in ölümü bir tesadüf değildir.
Bu topraklarda yıllardır süren görmezden gelmenin, kadın acısını sıradanlaştırmanın, adaleti ertelemenin sonucudur.
Her öldürülen kadında bir kez daha görüyoruz ki; sistem sadece suçluyu değil, umudu da gizliyor.
Ama ben susmayacağım. Biz susmayacağız.
Çünkü Rojin’in ölümü bireysel bir trajedi değil, toplumsal bir suçun belgesidir.
Üniversite kampüslerinde, yurtlarda, sokaklarda genç kızlarımız güvende hissetmiyorsa, bu bir tesadüf değil; ihmallerin zinciridir.
Ve her zincirin bir halkasında bir isim vardır. O isimler ortaya çıkmadan, adalet sağlanmış olamaz.
Tarihin bize bıraktığı bu gerçeği hatırlayalım:
Mehmet Akif Ersoy, “Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem,” derken bir çağın suskunluğuna meydan okumuştu.
Ben de bugün aynı inançla söylüyorum:
Zulmü kim yaparsa yapsın, üstünü kim örterse örtsün, ben adaletin yanındayım.
Çünkü adalet, sadece mahkeme salonlarında değil, halkın yüreğinde yaşar, bunu çok iyi biliyorum!
Buradan açıkça söylüyorum:
Bu davada tek bir ayrıntı bile örtülürse, tek bir delil karartılırsa, bu sessizlik artık suç ortaklığıdır.
Her kayıtsız kalan, her susturulan, her görmezden gelen bu utancı paylaşır.
Rojin’in ölümü ne kaza ne intihar…
Bu, bir sistemin çöküşüdür. Kadına kıymet vermeyen, gençlerin sesini duymayan, adaleti lafta bırakan bir anlayışın eseridir.
Kürsülerimiz, makamlarımız, sorumluluk taşıdığımız her yer; hepsi bu çağrıya cevap vermek zorunda.
Çünkü Rojin için adalet, bu ülkenin namus sınavıdır.
Kaybedersek, sadece bir canı değil, vicdanımızı da yitiririz.