Bu satırları uzaktan yorum yapan biri olarak değil, bu şehirde yaşayan, o caddelerde yürüyen biri olarak yazıyorum. Çünkü artık mesele bir haber bülteni değil; gündelik hayatın içine sızmış bir huzursuzluk hali.
Şehrin en işlek caddesinde, gündüz vakti, insanların alışveriş yaptığı, çocukların aileleriyle yürüdüğü bir yerde bir adamın elinde kalaşnikofla rastgele ateş ettiğini düşünün.
Düşünmek bile ürkütücü.
Ama biz bunu düşündük, çünkü yaşadık. Silah sesi artık uzak bir dağ başından değil, şehir merkezinden geliyor.
İşte mesele tam olarak burada başlıyor.
Son aylarda Batman’da yaşanan silahlı olaylar, kurşunlanan işyerleri, hedef alınan araçlar, kuyumcu soygunu ve bir miktar para için kardeşlerin hayatını kaybetmesi…
Bunların her biri ayrı bir trajedi. Fakat asıl sarsıcı olan, bu olayların artık birbirinden kopuk görünmemesi. Sanki aynı fotoğrafın farklı kareleri gibi.
Resmi veriler düşüş gösterebilir, olayların aydınlatılma oranı yüksek olabilir. Güvenlik güçlerinin sahadaki emeğini görmezden gelmek haksızlık olur. Ancak güvenlik yalnızca operasyonel bir başarı değildir. Güvenlik, insanların sokakta kendini güvende hissetmesidir. Eğer anneler çocuklarını akşam sokağa gönderirken tereddüt ediyorsa, esnaf kepenk kapatırken etrafına iki kez bakıyorsa, mesele istatistikleri aşmış demektir.
Uyuşturucu operasyonları yapılıyor, yakalamalar oluyor. Evet, mücadele var.
Fakat soralım: Neden gençler bu kadar kolay o karanlık ağların içine sürüklenebiliyor?
Neden bir husumet birkaç dakikada silahlı çatışmaya dönüşebiliyor?
Neden bir para meselesi cana mal olabiliyor?
Bu soruların cevabı sadece emniyet raporlarında değil; sosyolojik gerçeklikte saklı.
Bu noktada sorumluluğu sadece sokaktaki suça indirgemek kolaycılıktır. Asıl konuşmamız gereken şey, bu iklimin nasıl oluştuğudur.
Ve gelelim en rahatsız edici meseleye…
Batman’da siyaset, uzun süredir şehrin güvenliğinden çok kendi dengeleriyle meşgul görünüyor. Sorunlar büyürken suskun kalan, olayları günübirlik açıklamalarla geçiştiren, birbirine laf yetiştirmekten ortak bir güvenlik vizyonu ortaya koyamayan bir siyasi tablo var. Kimisi parti içi hesaplarla, kimisi ihale ve kadro dengeleriyle, kimisi gelecek seçim hesaplarıyla uğraşıyor. Şehirde kurşun sesleri yükselirken, siyaset koridorlarında koltuk hesapları yapılıyorsa burada ciddi bir temsil krizi vardır.
Siyasetçinin görevi yalnızca törenlere katılmak, sosyal medyada mesaj paylaşmak değildir. Siyasetçinin görevi risk alanlarını görmek, kurumları koordine etmek, gençlere umut olacak projeleri üretmek ve en önemlisi şehir için ortak bir irade ortaya koymaktır. Eğer siyaset, Batman’ın huzurundan çok kendi çıkarını öncelemeye başlarsa; güvenlik yalnızca polisiye bir meseleye indirgenir ve asıl çözüm gecikir.
Bu şehir kimsenin arka bahçesi değildir. Batman, siyasi kariyer basamağı yapılacak bir yer de değildir. Burada yaşayan insanlar, günlük kaygıların ötesinde onurlu ve huzurlu bir hayat istiyor. Bu talep ne ideolojiktir ne romantiktir; bu, en temel yurttaşlık hakkıdır.
Bugün açıkça konuşmak gerekiyor:
Bir şehirde uzun namlulu silah şehir merkezinde ortaya çıkabiliyorsa, uyuşturucu gençlerin hayatına bu kadar kolay sızabiliyorsa ve siyaset buna karşı güçlü, ortak ve kararlı bir duruş sergileyemiyorsa; sorun yalnızca güvenlik değil, yönetim refleksidir.
Batman kaderine terk edilmiş bir şehir değildir. Ama kaderi güçlü bir irade gerektirir. Güvenlik; adaletin görünür, hukukun caydırıcı, siyasetin ise samimi olduğu yerde inşa edilir.
Şimdi asıl soru şu:
Bu şehir için kim gerçekten sorumluluk almaya hazır, kim sadece kendi çıkarının peşinde?