?>

“Tüm bunlar bitince…”

Siracettin Çekin

2 ay önce

Geçen akşam, uzun bir aradan sonra gecenin ilerleyen bir vaktinde masa başında oturmuş, zihnimin dağınık sokaklarında dolaşırken bir şeyler karalıyordum. Cümleler yarım, düşünceler yorgundu. Bir ara çay molası verdim. O kısa aralıkta sosyal medyada gezinirken Batman’da tanınmış bir iş insanının paylaşımına denk geldim: “Tüm bunlar bitince uzunca bir yürüyüşe çıkacağım.”

Saatin kaç olduğunu önemsemeden yazdım: “O kadar haklısın ki…”

Kısa bir sohbet oldu. Sonra ben yine masama, düşüncelerimin içine döndüm.

Ama o cümle kaldı.

“Tüm bunlar bitince…”

İnsanın hayatında en çok ertelediği şey, belki de kendisidir. Hakikat çoğu zaman içimizi acıtır, yorar, yıpratır. Fakat biz onu fark etmeyiz; ta ki bir gün, sanki önümüze asılmış bir tablo gibi tüm açıklığıyla karşımıza çıkana kadar. O an anlarız ki, hayat dediğimiz yol; bir umudun başka bir umudun arkasına saklanmasından ibarettir.

Gitmek, kalmak, bilmek, bilmemek…

Ve belki de en ağırı: farkında olmak ya da olmamak.

Meselenin en hüzünlü tarafı tam da burada başlar. İnsan, çoğu zaman içinde bulunduğu çemberin farkına varmadan yaşar. Paradoksal bir döngüde, acımsı bir yerde var olmaya çalışır. Ne tam anlamıyla gider, ne de gerçekten kalır. Sadece oyalanır.

Belki de bu yüzden yeterince yürüyemiyoruz.

Sadece fiziken değil, zihnen de…

Yürüyüş, çoğu zaman ayaklarla değil, yüzleşmeyle başlar. Kaçtığımız her düşünce, bir sonraki adımda daha ağır bir gölge gibi önümüze düşer. İçimizde biriken o sessiz yorgunluk; bir gece vakti, bir masa başında ya da bir sokak lambasının altında kendini hatırlatır.
“Tüm bunlar” dediğimiz şey nedir aslında?

Yarım kalmış cümlelerimiz mi?

Ertelenmiş kararlarımız mı?

Yoksa içimizde bir türlü susturamadığımız o ince sızı mı?

İnsan, bitmesini beklediği şeylerin çoğunun aslında hiç başlamadığını fark ettiğinde sarsılır. Çünkü hakikat sandığımız gibi dışarıda değil; içimizde, bizden saklanarak büyür.

Ve yürüyüş…

O uzun yürüyüş…

Belki de bir kaçış değil, bir kabulleniştir. Adımlarımız arttıkça değil, yüklerimiz azaldıkça hafifleriz. Korkularımızı cebimizde taşımanın ağırlığını çoğu zaman mezar taşlarından öğreniriz. O soğuk gerçeklik, o ürpertici sessizlik… Bize hep aynı şeyi fısıldar: Geriye bakmanın yükü, yaşanmamışlıkların ağırlığıdır.

Varoluşun temel dinamiği korkular içinde barınmaz. Bu belki evrensel bir doktrin değildir; ama insan kalbi bunu bilir. Çünkü kalp, çoğu zaman aklın kabul edemediği hakikatleri sessizce taşır.

Dahası da vardır…

İnsan yalnızca yürüyerek değil, yüzleşerek mesafe alır. Ve bir gün gerçekten çıkarsın o yürüyüşe. Saatin kaç olduğu önemini yitirir. Gece derinleşir, şehir susar, kalabalık dağılır. Geriye sadece sen kalırsın… ve iç sesin.

İşte o an anlarsın:

“Tüm bunlar” aslında bitmez.

Ama sen değişirsin.

Ve bazen değişmek, bitmekten çok daha büyük bir sondur.
YAZARIN DİĞER YAZILARI