?>

Ortak geleceğin aşınması

Siracettin Çekin

4 ay önce

Bir ülkenin en derin kırılması, sınırlarının tehdit edilmesiyle değil; o sınırlar içinde yaşayan insanların aynı geleceğe inanmayı bırakmasıyla başlar. Türkiye bugün tam olarak bu sessiz kırılmayla karşı karşıyadır. Ekonomi, siyaset ve güvenlik tartışmaları bu sürecin görünen yüzüdür. Asıl mesele, daha derinde, ortak gelecek fikrinin giderek zayıflamasıdır.

Gelecek, toplumlar için yalnızca zamanın ilerlemesi değildir; birlikte kalma iradesinin ifadesidir. Türkiye’de ise bu irade, uzun süredir aşınmaktadır. İnsanlar artık nasıl bir ülkede yaşamak istediklerini tartışmaktan çok, mevcut şartlar içinde nasıl ayakta kalabileceklerini hesaplamaktadır. Bu durum geçici bir ruh hali değil, yapısal bir zihinsel daralmaya işaret eder.

Bu daralma, özellikle Kürt meselesi etrafında daha görünür hale gelmektedir. Suriye iç savaşıyla birlikte sınırın ötesinde yaşanan gelişmeler, Türkiye’deki Kürt toplumu açısından yalnızca dış politika başlığı olarak algılanmamaktadır. Tarihsel, kültürel ve duygusal bağlar, bu süreci doğal olarak içeriye taşımaktadır. Ancak bu bağlar, sağlıklı bir ortak gelecek fikriyle desteklenmediğinde, Türkiye içindeki birlik duygusunu güçlendirmek yerine zayıflatıcı bir etki üretebilmektedir.

Buradaki temel sorun etnik yakınlık ya da sınır aşan akrabalık ilişkileri değildir. Asıl sorun, Türkiye’nin kendi vatandaşlarına bu ülke içinde eşit, onurlu ve anlamlı bir gelecek sunup sunamadığıdır. Bir toplumda bazı kesimler geleceklerini bu ülke içinde değil de başka ihtimallerde aramaya başladığında, bu durum bireysel tercihlerle açıklanamaz. Bu, ortak gelecek fikrinin zedelendiğinin göstergesidir.

Bu kopuş çoğu zaman gürültülü yaşanmaz. İnsanlar itiraz etmez, taleplerini yükseltmez; yalnızca geri çekilir. Aidiyet, umut üzerinden değil, zorunluluk üzerinden tanımlanmaya başlar. İşte bu noktada birlikte yaşama iradesi en zayıf halini alır.

Türkiye’de ortak geleceğin aşınmasında, siyasal dilin uzun süredir güvenlik merkezli kurulmasının da payı vardır. Güvenlik, devletler için vazgeçilmezdir; ancak tek başına bir gelecek anlatısı oluşturamaz. Toplumlar yalnızca korunmak değil, geleceğin kurucu öznesi olmak ister. Bu duygu zayıfladığında, ülkeyle kurulan bağ da gevşer.

Birlikte yaşamak, yalnızca aynı coğrafyada bulunmak değildir. Birlikte yaşamak, aynı yarına dair bir hikaye kurabilmektir. Türkiye bugün bu hikayeyi yeniden inşa etmek zorundadır. Aksi halde farklı toplumsal kesimler, aynı ülke içinde fakat farklı gelecek tasavvurlarıyla yaşamaya devam edecektir.
Türkiye’nin önündeki temel soru, hangi görüşün haklı olduğu değil; kimin bu ülkeyle birlikte bir gelecek kurmak istediğidir. Bu soruya güçlü ve kapsayıcı bir cevap verilmedikçe, ekonomik ya da siyasal adımlar kalıcı bir karşılık bulamaz.

Ortak gelecek, kendiliğinden oluşmaz. Bilinçli bir dil, kapsayıcı bir toplumsal zemin ve cesaret ister. Türkiye’nin bugün en çok ihtiyaç duyduğu şey, aynı ülke içinde, aynı yarına yeniden inanabilmektir.

YAZARIN DİĞER YAZILARI