Batman’ın kadim sokaklarında gezinirken, bu toprakların belleğine kazınmış bazı isimler vardır ki, yalnızca ticari başarılarıyla değil, gönüllerde yer etmiş iyilikleriyle hatırlanır.
Faruk Öndaş, işte o nadide isimlerden biridir.
Aslen Beşirili olan Öndaş ailesinin 1970’li yıllarda Batman’a uzanan kökleri, bugün bir çınar misali hem bu kente hem memlekete serin bir gölge, sarsılmaz bir güven vermektedir.
On iki kardeşin ortasında, çok çocuklu bir Anadolu ailesinin mütevazı çatısı altında büyüyen Faruk, Batman’da liseyi bitirdikten sonra gurbet yollarına düştü. Almanya’nın yabancı sokaklarında bir yandan ekmeğini ararken bir yandan dilini, bilgisini, yüreğini büyüttü. Kolay olmadı elbet… Ama yılmadı, pes etmedi. Vatan hasreti ağır basınca, hayallerini ve birikimini alıp doğduğu topraklara döndü. Önce küçük ihalelerle başladı, her kazancını alın teriyle yoğurdu, sermayesini büyüttü. Cesaretiyle daha büyük işlere soyundu, ve bugün Türkiye’nin sayılı iş insanları arasına genç yaşında adını yazdırdı. Fakat onun asıl büyüklüğü, taş üstüne taş koymakta değil, gönüller arasında kurduğu görünmez köprülerde saklıdır.
Faruk Öndaş’ın hikâyesi yalnız bir iş insanının değil, aynı zamanda vicdanın, merhametin ve sorumluluğun hikâyesidir. Eğitime verdiği önem, önce kendi evinden başlar; sonra sessizce memleketin dört bir yanına yayılır. Onlarca üniversiteli gencin yolunu aydınlatır; burs verdiği, elinden tuttuğu öğrencilerin birçoğunun adını bile bilmez. Çünkü o bilir ki, gerçek iyilik gizlice yapılan, karşılık beklenmeyen iyiliktir. Burs verdiği gençlerden biri, Batman’ın bir köyünden çıkıp doktor olur; bir diğeri mühendis olup memleketine döner. Faruk ise uzaktan, gururla onların başarılarını izler. Her mektup, her teşekkür, onun kalbinde yeni bir umut çiçeği açtırır.
Batman’ın bir mahallesinde annesinin adını taşıyan mütevazı bir taziye evi yükselir. Orada yanan her mum, yalnız annesine değil, insanlığa duyduğu derin sevginin bir nişanesidir. O taziye eviyle Faruk, yalnız annesinin değil, bir halkın duasında yer bulur.
Spor camiası onu Petrolspor’a verdiği destekle tanır belki, ama asıl onu bilenler, onu sevenler, çevresinde sevgiyi, kardeşliği, alçakgönüllülüğü yaşatan bir gönül insanı olarak hatırlar. Onun için hayır yapmak bir gösteriş değil, bir borçtur; insan olmanın, bu toprağın çocuğu olmanın borcu. Çünkü o bilir ki, ardında bırakılacak en değerli miras, iyiliktir.
Yol, köprü, viyadük… Faruk Öndaş’ın şirketleri memleketin dört bir yanında iz bırakırken, o izler yalnız betonda değil; emeğin, alın terinin, umudun ve helal lokmanın izidir. Ankara’dan Edirne’ye, Hakkâri’den Iğdır’a uzanan projelerinde, taş üstüne taş koyarken, memlekete hizmet etmenin gururunu yaşar.
Enerji yatırımlarıyla doğaya, üretime ve geleceğe dair bir sorumluluk taşır omuzlarında. Bitlis Çayı’na kurduğu barajlar, Kayseri’de atıkları hayata dönüştüren biyogaz tesisleri, toprağın bereketini artıran organik gübre üretimi… Hepsi onun doğaya ve memlekete olan borcunu ödemenin bir yoludur.
Ve kimsenin bilmediği nice hayır… Deprem felaketinde AFAD’a yaptığı bağış, bir elin verdiğini diğer elin görmeyeceği bir sessizlikle yapılır. Çünkü Faruk Öndaş için hayırseverlik, gönül işi; kalpten kalbe uzanan bir yolculuktur.
Eğer bugün Batman’ın kalbinde bir fakülte binası yükselirse ve Öndaş ailesinin adını taşırsa, memleketin çocukları her sabah oradan geçerken hem kendi geleceklerine hem de böyle hayırsever bir ailenin bıraktığı mirasa minnetle bakacaktır. Faruk Öndaş’ın adını yaşatmanın en anlamlı yolu, ilme, memlekete ve insanlığa kalıcı eserler bırakmaktır.
Batman var oldukça, Öndaş adı da var olsun… Dualarla, güzel anılarla ve minnetle.