Bazı insanlar vardır; hayatın içinden gelip geçmez, kalbe yerleşir… Aradan yıllar geçse de bir sesleri, bir gülüşleri, bir “abi” deyişleriyle insanın içini ısıtır. Zeynel Yüce, benim hayatımda işte tam da böyle bir yerde durur.
1980’li yılların ortasıydı… TPAO’daki görevim vesilesiyle Adıyaman’a gittiğim günlerde tanışmıştım onunla. Daha 16-17 yaşlarında, yerinde duramayan, hayat dolu, ele avuca sığmaz bir delikanlıydı. Babası, kıymetli büyüğüm merhum Ferit Yüce ile olan dostluğumuz, Zeynel’le aramızda da güçlü bir bağa dönüştü. Yaşça büyük olmama rağmen, o benim yol arkadaşım, elim ayağım olmuştu. Her Adıyaman’a gidişimde zamanın nasıl geçtiğini anlamaz, dostluğun en saf halini yaşardık.
Sonra hayat araya girdi… Yollar ayrıldı… O yılların imkânsızlıklarıyla kopan bağ, uzun bir sessizliğe dönüştü.
Ta ki 2012 yılına kadar…
Bir gün telefonum çaldı. Karşıdan gelen o tanıdık ses, yılların özlemini tek bir “Selim abi…” sözüyle bitirdi. O an anladım ki bazı bağlar zamanla kopmaz, sadece derinleşir. Üstelik bu kavuşma, hayatımın en zor dönemine denk gelmişti. Amansız bir hastalıkla mücadele ettiğim, tedavi için Ankara’ya gittiğim günlerdi.
Ve Zeynel…
Adeta kaderin bana gönderdiği bir iyilik eli gibi çıktı karşıma.
Ankara’da kurduğu düzen, gıda, lojistik ve hizmet sektörlerinde büyüttüğü işi, onu sadece başarılı bir iş insanı yapmamış; aynı zamanda insanların hayatına dokunan bir gönül insanına dönüştürmüştü. Yüce Grup çatısı altında yürüttüğü faaliyetlerle başkentte güçlü bir yer edinmiş, iş dünyasında saygın bir isim haline gelmişti. Ama onu asıl büyük yapan, kazandıkları değil; paylaştıklarıydı.
Benim için ise o, tüm bu sıfatların çok ötesindeydi…
Dört yıl süren tedavi sürecimde bir an olsun yanımdan ayrılmadı. Bazen bir kardeş, bazen bir evlat, bazen de en çaresiz anımda omzumu yasladığım bir dağ oldu. Her Ankara’ya gelişimde beni karşılayan, her gidişimde içtenlikle uğurlayan oydu. Aracını, evini, ekmeğini, zamanını hiç düşünmeden paylaştı. Yalnızlığımı aldı, yerine umut koydu.
Zaman geçti… Yıllar aktı… Ama Zeynel hiç değişmedi. Aynı vefa, aynı içtenlik, aynı yürek…
Bugün dönüp baktığımda görüyorum ki; hayatta en büyük zenginlik makamlar, paralar değil… Böylesi dostluklardır. İnsanın en zor anında elini tutan, “ben buradayım” diyen bir yürektir.
İyi ki varsın Zeynel…
İyi ki o delikanlı halinle hayatıma girdin…
İyi ki bugün, koskoca Ankara’da başarılarınla büyürken bile kalbini küçültmedin…
Sen sadece bir dost değil, ömrüme yazılmış en güzel vefasın…