Elimde kalem, yüreğimde yangınla yazıyorum bu satırları, canım oğlum…
Gözlerimden süzülen her damla yaş, sensiz geçen her anın tarifi imkânsız acısıdır.
Çok genç gittiniz…
Kalbimizden bir parça koparıp götürdünüz, evet.
Ama arkanızda öyle büyük bir iz bıraktınız ki…
Sizin hayalleriniz, inançlarınız, o sarsılmaz cesaretiniz; belki de bize kalan en büyük miras oldu.
Vaktiyle anlamadığımız, onaylamadığımız o adımların ardında kendi vicdanınızla baş başa verdiğiniz çetin bir mücadele vardı.
İnsan zamanla anlıyor, oğlum…
En büyük pişmanlık, yarım kalan cümlelerde saklı kalıyor hep.
Evlat sevgisi asla bitmez.
Bu yüzden, sana şunu söylemek istiyorum: Biz elimizden gelen en güzel sevgiyi verdik sana. O sevgiyi yanına aldığını biliyorum. Ve inanıyorum ki gittiğin yerde de o sevgiyi hissediyorsun, yine bizim evladımız olarak kalıyorsun.
Dayanmak zor…
Bu satırları yazmak bile bana ağır geliyor. Ama birbirimize tutunmaya devam edeceğiz. Annenle, sevdiklerinle gözyaşlarımızı birbirimizin kalbinden silerek yaşayacağız. Ne kadar kırılmış olsak da, içimiz paramparça olsa da bu sevgiyi kimse yok edemeyecek.
Sevginin külleri hiç sönmüyor, Ozan’ım…
Sahi, bunca acıya nasıl dayanılır dersin?
Galiba cevabı çok yalın: Sevgiyle…
O sevginin külleri hiç sönmüyor, Ozan’ım. Ne zaman üşüsek, ne zaman bir adım atamayacak kadar yorgun olsak, o ateş bizi yeniden ısıtıyor, yeniden ayağa kaldırıyor.
Annenle el ele, omuz omuza bu yükü birlikte taşıyacağız. Ve bir gün, başka bir Temmuz’da, başka bir yerde belki sana kavuşacağız.
O zamana kadar sabırla, gözyaşlarımızı kalbimize akıtarak, birbirimize yaslanarak yürüyüp gideceğiz.
Bunu bil, canım oğlum: Yalnız değilsin… Ben de seninle aynı yangının içindeyim.
Ortak acıların mevsimi: Her Temmuz
Her Temmuz, ortak acılarımızın mevsimidir. Yüreği yanık anne babalar gelir aklıma… Sen gelirsin… Başka anneler, başka babalar… Aynı kederi taşıyan, aynı gözyaşını döken can dostlarım…
Onları büyütürken tek bir amacımız vardı: Okusunlar, yaşadığımız ülkeye yararlı bir insan olsunlar, bilimde, sanatta iz bıraksınlar… Ama onlar, inandıkları idealleri farklı yollarda aradı. Birisi kurtuluşu dağlarda bulacağını sandı, özgürlük ve barışın oradan geleceğine inandı.
Senin yüreğinin bir parçası, yaşamı hiçe sayarak yürüdü o yolda.
Bu son böyle olmamalıydı… Ne onlara yakıştı ne de biz bu acıyı hak ettik. Bu ateş hiç dinmeyecek.
Rahat uyusunlar kaldıkları yerde…
Onlara düşen huzur, bize düşen sabır olsun.
Ve bil ki, bu kor ateş bir ömür yüreğimizde yanacak.
Her 26 Temmuz’da yakılan ağıt
Ve bir 26 Temmuz sabahında, Bingöl dağlarında bir türkü oldun yüreklerde…
Ne ben seni unutabildim, ne sen ideallerine kavuştun.
Sadece yüreklerde kor bir ateş, bitmeyen bir acı, dinmeyen bir özlem bıraktın yaralı kalbimde…
Rahat uyu yattığın yerde, hiç incinme sevgili oğlum.
Senin adını her anışımda gözlerim dolsa da, kalbimde büyüyen sevginle avunuyorum.
Bir gün… Belki yeniden buluşuruz.
O vakit anlatırım sana anlatamadıklarımı…
Yüreğimde saklı kalan tüm güzel anıları…
Ankara’da başlayan soluksuz bir sevdadır bu dağ yolu…
Bir umutla, bir inançla yürüdüğünüz o patikalar…
Ve biliyor musun?
Ektiğiniz tohum boy verdi.
Barışa giden bir hasat oldu.
Siz canınızla bu toprağı sularken, başka canların yanmaması için ateş yaktınız ülkenin dört bir yanında…
Sokaklarda barış ve kardeşlik türküleri söylensin diye sönmeyen bir meşale bıraktınız ardınızda…
Her 26 Temmuz’da, olmayan mezarının başında ağıtlar yakacağım sana…
Ta ki bir gün kavuşana dek…
Canım oğlum…
Sen orada, yıldızların arasında belki…
Ben burada, ellerim boş, yüreğim dolu…
Sesine hasret, gülüşüne muhtaç…
Ama bil ki seni unutmadım, unutmayacağım.
Adın dudaklarımda bir dua,
Hikâyen kalbimde bir yemin,
Sevdan gözlerimde bir damla yaş olarak kalacak.
Rahat uyu…
Senin hayalinle, senin inancınla her sabah yeniden uyanıyorum.
Ve her gece, olmadığın bu dünyada varlığını arıyorum…