Bir köşe yazarı için belki de en zor karar, o gün ya da o hafta ne hakkında yazacağı değildir.
Asıl mesele, yazının başlığıdır.
Çünkü bu ülkede bir yazının okunup okunmayacağını belirleyen şey, çoğu zaman içeriğin önemi değil, başlığın dikkat çekiciliğidir.
Gazete okuma alışkanlığının her geçen gün azaldığı, kitaplara olan ilginin hızla düştüğü bir dönemdeyiz.
Oysa sadece dünyada değil, yaşadığımız şehirde bile hâlâ onlarca yerel gazete çıkıyor.
Ben bile sabah gazeteyi elime aldığımda önce köşe yazarlarının yazılarına göz atarım.
Hatta çoğu zaman başlıkları okuyup yazının geri kalanına geçip geçmeyeceğime öyle karar veririm.
Magazinden siyasete, bireysel hikâyelerden toplumsal sorunlara kadar her konuda yazılar yayımlanıyor.
Ancak içlerinde sadece birkaç yazar gerçekten toplumsal duyarlılıkla kalem oynatıyor.
O yazılar emek kokuyor, belki saatlerce düşünülüp yazılıyor. Çünkü mesele sadece bir şeyler yazmak değil; okurun yüreğine dokunmak, onu düşündürmek ve harekete geçirmek.
Oysa yazılacak o kadar çok şey var ki…
Mesela, kırk yıldır süregelen ve binlerce evladımızı kaybettiğimiz savaş…
Son zamanlarda umut verici bir şekilde adım atılan toplumsal barış süreci…
Dünyada ve ülkemizde devam eden savaşlar, kadın cinayetleri, çocuk istismarı, madde bağımlılığı, çözümsüz kalan eğitim sorunları, trafikteki saygısızlık…
Her biri ayrı ayrı içimizi acıtan konular. Her biri birer çığlık aslında…
Yani mesele yazı bulmak değil; mesele, o yazıya çarpıcı bir başlık bulmak.
Çünkü başlık, yazının kapısıdır.
Kapı ne kadar gösterişliyse, içeri giren de o kadar çok olur.
Yazının içeriği ne kadar kıymetli olursa olsun, o kapı aralanmadıkça kimse içine bakmaz.
Belki de asıl savaş, bu satırlarla başlar…