1940’larda Türkiye’de başlayan ilk petrol arama çalışmaları, yalnızca ülke ekonomisinin değil, Batman’ın da kaderinin yönünü değiştirdi. Petrol, bir ülkenin büyüme hayallerinin lokomotifi olabilirdi elbette. Ama asıl mesele, bize ne kazandırdığından çok, bizden neleri götürdüğünü sorgulamaktır.
Kara Altının Gelişi
1956’dan sonra, Güneydoğu’nun ücra bir köşesinde, yoksullukla boğuşan küçük bir köyün kaderi değişti. İluh köyü… Kürtlerin yoğun yaşadığı, teknolojiden ve medeniyetten uzak bu toprak, birdenbire yabancıların ayak sesleriyle çalkalandı. İngilizler, Amerikalılar, mühendisler, işçiler, Türkiye’nin dört bir yanından insanlar akın akın geldi. Bir köyden bucak, bucaktan ilçe doğdu: Batman.
Çifte Hayat
TPAO’nun Batman’a gelişi bir mucize gibi anlatıldı.
Ama bu mucizenin ardında derin bir ayrışma gizliydi.
Tel örgülerle çevrili bir dünyanın içinde bambaşka bir hayat kurulmuştu: yazlık ve kışlık sinemalar, golf ve tenis sahaları, sosyal tesisler, lojmanlar…
Bu dünya sadece TPAO’nun insanlarına aitti. Batman halkı ise, kapının dışında, tozun ve yoksulluğun içinde kalmıştı. Yıllar boyunca bu imkânlardan faydalanmak ancak TPAO’da çalışan bir akraban varsa mümkündü.
Evet, kentin ekonomisi canlandı, kültürel yaşam değişti. Ben de bu kurumda 26 yıl çalışarak ev, araba sahibi oldum; çocuklarımın eğitimini bu kurumdan kazandığım parayla sağladım. Ama bütün bunların arkasında gizlenmiş acı bir yüz vardı.
Görünmeyen Acı
Petrolün gölgesi ağırdır.
• Kuyularda can veren işçiler…
• Ömrü boyunca sakatlıkla yaşayan emekçiler…
• Bir zamanlar ceylanların özgürce dolaştığı Raman ve Batı Raman sahalarının yok edilen doğası…
• Petrol atıklarıyla kirlenen toprak, sular ve hava…
• İnsan bedenine sinsice işleyen kimyasallar, ardında bıraktığı kalıcı hastalıklar…
Batman bugün, rafinerinin dumanıyla, petrol işçilerinin ciğerine işleyen zehirle, kanser oranında Türkiye’nin birinci ili durumuna gelmiştir. İşte “kara altının” görünmeyen bedeli budur.
Ve ben de bu bedeli ödeyenlerdenim. Emekli olduktan kısa bir süre sonra kanser teşhisiyle yüz yüze kaldım. Beş yıl süren tedaviden sonra yarım bir insan olarak hayata tutunmaya çalıştım. Yıllarca biriktirdiğim emeğim, hastane kapılarında, doktor odalarında, ilaç masraflarında tükendi. Benim hikâyem yalnızca bir örnek; benim gibi yüzlerce TPAO işçisi aynı kaderin yolcusu oldu.
Eksik Kalanlar
Dünyanın birçok yerinde büyük şirketler, yol açtıkları tahribatı en azından okul, hastane, kültür merkezi yaparak telafi etmeye çalışır. Ama Batman’da bu da olmadı. TPAO, geriye kalıcı eserler bırakmadı. Dahası, yerli halkın hakkı olan ihaleler, binlerce kilometre öteden “birilerine” peşkeş çekildi. Ve biz, bütün bu yıkımın ortasında, şehrin dört bir yanına TPAO’yu simgeleyen “C” harfini gururla dikmeye devam ettik.
Ne Yapmalı?
Bugün Batman’ın kaderini değiştirmek, yalnızca petrolün gölgesine teslim olmakla mümkün değil. Bütün sivil toplum kuruluşları el ele verip bu şehre kol kanat germelidir. Çünkü bu kahrı biz çekiyoruz; o halde sefayı da başkaları değil, bu şehirde yaşayanlar sürmelidir.
Batman’ın hakkını savunmak için demokratik tepkimizi koymalıyız.
Çünkü biliyoruz ki, yarın çok geç olabilir.