Ben on yaşlarındayken, merhum babamın Kurtalan’ın bir Köyü’nden Batman’a göç edişimizi dün gibi hatırlıyorum.
O zamanlar Batman, küçük ama sıcacık bir ilçeydi. İnsanların birbirini tanıdığı, güvenin, dostluğun ve yardımlaşmanın hüküm sürdüğü güzel bir yerdi. Kozmopolit yapısıyla zengin, insanıyla değerliydi. Şimdiki gibi değildi…
Bir zamanlar sokaklarında selamsız geçilmeyen, geceleri huzurla uyunan bu şehir, bugün altı yüz binin üzerinde nüfusuyla karmaşanın, suçun ve duyarsızlığın kol gezdiği bir yere dönüştü.
Her gün gazetelerde, polis bültenlerinde karşılaştığımız haberler içimizi acıtıyor:
Uyuşturucu operasyonları…
Çocuklarımızı zehirleyen satıcılar…
Kadın cinayetleri, tacizler, gasp ve hırsızlıklar…
Bir zamanlar güvenle yürüdüğümüz sokaklar artık korku tüneline dönüştü.
Trafik keşmekeş, kaldırımlar yayaya ait değil, yolların dili bile isyan ediyor.
Peki, nerede bu şehrin kanaat önderleri?
Nerede Batman’ın siyasetçileri, din adamları, yerel basını?
Neden kimse bu gidişata dur demiyor?
Neden herkes sadece izlemekle yetiniyor?
Neden herkes üç maymunu oynuyor?
Görmezden gelerek, susarak, yok sayarak hiçbir şey değişmez!
Şehrimiz elimizden kayıp giderken seyirci kalamayız!
Her şeyi devletten beklemekle olmaz. Devlet kadar bizler de sorumluyuz.
Bu şehirde yaşayan, bu sokaklarda yürüyen, çocuklarını bu topraklarda büyüten herkes, bu yozlaşmaya dur demek zorunda.
Artık korkuya, umursamazlığa, duyarsızlığa karşı EDİ BESE! deme vakti geldi.
Daha fazla can yanmadan, daha fazla genç karanlığa sürüklenmeden, birlik olma zamanı!
Özellikle anne babalar olarak çocuklarımıza daha fazla zaman ayırmalı, onları okuyan, düşünen, sorgulayan, topluma yararlı bireyler olarak yetiştirmeliyiz. Batman’ımıza yakışan bilinçli, eğitimli, aydınlık nesiller yetiştirmek bizim elimizde.
Güzel Batman’ı yeniden huzurlu, güvenli bir şehir yapmak elimizde.
Bugün susarsak, yarın çok geç olabilir.