Geçtiğimiz günlerde sevgili dostum, usta kalem Recep Kavuş’un, Suriye Kürtlerinden yanık sesiyle gönüllere taht kuran Rohan üzerine yazdığı yazıyı büyük bir duyarlılıkla ve derin bir hüzünle okudum. Onun kaleminden dökülen her kelimede, bir mülteci gencin kaderine sinmiş acıyı, bir halkın kimliğiyle verdiği savaşı ve bu coğrafyanın hiç dinmeyen yarasını hissettim.
Recep Kavuş’un yüreğinden gelen sözler, Rohan’ın kırılganlığını ve dünyaya açılma yolundaki engellerini bütün çıplaklığıyla anlatıyordu.
Evet, Rohan bir Kürt, evet, o bir mülteci.
Bu iki gerçek, onun önünde görünmez duvarlar gibi duruyor.
Eğer o, başka bir coğrafyada, Batılı bir ülkede doğmuş olsaydı belki çoktan en büyük sahnelerdeydi.
Ama bilinsin ki, Rohan sahipsiz değil.
Onun sesi, yalnızca acının değil, aynı zamanda dayanışmanın da sesi oldu.
Bart Kültür Sanat Derneği, Rohan’ın yanında dimdik durdu.
Dernek başkanı sevgili Evin Öykü Vural’ın öncülüğünde, haftada bir gün müzik hocamız Mustafa Medeni ona hem şan hem piyano dersleri veriyor; Mercan Argunağa ise bağlaması ve ses eğitimiyle bu emaneti büyütüyor.
Ve bütün bunlar gönülden, karşılıksız, bir sahiplenişin samimiyetiyle yapılıyor.
Çünkü Rohan yalnızca kendi ailesinin değil, bu şehrin de evladı.
Onun sesi, Batman’ın sokaklarında yankılanan bir umut, bir geleceğin habercisi.
Sanata ve insana dair hangi imkân varsa, Bart’ın kapısı Rohan’a ve onun gibilerine ardına kadar açık.
Sevgili Recep Kavuş’un duyarlılıkla yazdığı o satırlar, bize bir gerçeği hatırlattı: Biz birbirimizi sahiplendikçe, bu coğrafyanın sesleri kaybolmayacak. Rohan’ın yanık sesi belki dünyanın en büyük sahnelerinde çalınmayacak, ama yüreklere dokunarak en büyük konseri çoktan vermiş olacak.