?>

Ailenin Temeline Dinamit

Ekrem Işık

6 ay önce

Türkiye’de 2025 yılının “Aile Yılı” ilan edilmesi, toplumun en temel yapısı olan aile kurumunun korunacağı, ahlaki değerlerin güçlendirileceği ve genç neslin daha sağlıklı bir sosyal iklime kavuşacağı yönünde büyük umutlar doğurmuştu. Çünkü hepimiz biliyoruz ki; aile zayıfladığında toplum da çöker. Aile sarsıldığında sadece fertler değil, ülkenin geleceği de yara alır. Ancak ne acıdır ki Aile Yılı’nın ilanından sonra bile, aileyi yıpratan, ahlaki kodlarımızı tüketen, toplumsal değerlerimizi örseleyen dizi ve programların sayısı azalmamış; aksine daha da artmıştır.
Ahlakı Tüketen Dizilerin Artışı: Bir Tesadüf mü, Yoksa Bir Proje mi?
"Kızılcık Şerbeti", “Uzak Şehir” ve benzeri dizilerde işlenen konular sadece bir “kurgudan” ibaret değildir. Bu yapımlarda:

Ensest ilişkiler normalleştiriliyor,

Evlilik kurumunun itibarı zedeleniyor,

Sadakatsizlik olağan bir davranış gibi sunuluyor,

Mahremiyet değerleri hiçe sayılıyor,

Aile içi güven ve sadakat adeta alaya alınıyor.
“İzleyici talep ediyor” bahanesi, bu üretimi meşrulaştırmak için kullanılan en kolay gerekçedir. Oysa izleyicinin talebi, medya tarafından özellikle üretilen ve yönlendirilen bir taleptir. Bu nedenle, her sezon milyonlarca lira yatırım yapılan, geniş oyuncu kadrolarıyla desteklenen, güçlü reklam ağlarıyla büyütülen bu dizilerin ardında tesadüfi olmayan bir yönlendirme olduğu kanaati toplumda giderek güçlenmektedir.

Bu Yapımların Finansörü Kim?

Türkiye’de dizi sektörü genellikle özel yapım şirketleri ve medya holdingleri tarafından finanse edilir. Ay Yapım, MedYapım, OGM Pictures gibi büyük şirketler, çoğu zaman:

Uluslararası medya ortaklıkları,

Sponsor anlaşmaları,

Reklam gelirleri,

Dijital platform yatırımları (Netflix, Disney+, Amazon Prime),

Özel fonlar,

üzerinden beslenirler.

Burada kritik soru şudur:

Neden böylesi yıkıcı içerikler bu kadar büyük yatırımlarla desteklenmektedir?
Kâr elde etmek tek açıklama değildir. Çünkü aileyi güçlendiren, toplumsal değerleri öne çıkaran yapımların çoğu düşük bütçeli veya sınırlı süreli kalmakta; buna karşılık aileyi çözen, toplumun ahlaki sınırlarını zorlayan diziler milyonlarca lira fon bulabilmektedir. Bu durum, toplumun kültürel dokusunu hedef alan daha büyük bir “yumuşak güç” stratejisinin yürürlükte olduğu düşüncesini güçlendirmektedir.

RTÜK Ne İş Yapar?

Aileyi yozlaştıran içeriklerin ekranları doldurduğu bir ülkede RTÜK’ün topluma bıraktığı değer, ne yazık ki büyük bir soru işaretidir. RTÜK, Kanun gereği:

Yayınları denetlemek,

Toplumu ve özellikle çocukları zararlı içeriklerden korumak,
Ahlaki ve kültürel değerlere aykırı yayınlara müdahale etmek,

ile yükümlüdür.

Ancak bugün geldiğimiz noktada:

Ensest ilişkiler açıkça işleniyor,
Dini motifler kullanılarak ahlaksız ilişkiler senaryolaştırılıyor,

Aile içi sadakatsizlik normalleştiriliyor,

Evlilik küçültülüyor ve alaya alınıyor.
Eğer RTÜK bu yayınları görmüyorsa sorun vardır.
Eğer görüyor ve müdahale etmiyorsa daha büyük bir sorun vardır.
Eğer “reyting” gerekçesiyle göz yumuyorsa ortada ciddi bir ihmal vardır.

 

Aile Yılı’nın ilan edildiği bir dönemde bu içeriklerin devam edebilmesi, yasal ve idari kurumların toplumun ahlaki geleceğini korumakta sınıfta kaldığını göstermektedir.
Zina Suç Olmaktan Çıkarıldı, Ahlaki Çöküş Hızlandı
Toplumsal çöküşün en büyük kırılma noktalarından biri, zinanın Türk Ceza Kanunu’ndan çıkarılmış olmasıdır. Zina:

Evlilik kurumunu çürüten,

Aileyi dağıtan,

Çocukların psikolojisini bozan,

Toplumun güven temelini yıkan

En büyük ahlaki suçlardan biridir.

Aile Yılı ilan edildiğinde toplum büyük bir beklenti içindeydi:

Zinanın yeniden suç kapsamına alınması.

Bu yapılmadı.

Bu yapılmayınca aile de, evlilik de, ahlak da göz göre göre yara almaya devam etti.

Toplumda Ne Kaldı?

Bugün sormamız gereken soru şudur:

Aile çözülürse ne kalır?

Ahlaki kodlar tahrip olursa toplum neye tutunur?

Medya eliyle mahremiyet, sadakat ve edep erozyona uğrarken geleceğimizi kim koruyacak?
Dizilerin senaryoları sadece kuru bir hikâye değildir; toplumun bilinçaltında yeni normlar oluşturur. Bir davranışı ne kadar sık görürsek, ona o kadar alışırız. Ve toplum şu an büyük bir alışma sürecinin içindedir.

Sonuç: Ailenin Temeline Dinamit

Aileyi korumak zorundayız.

Ahlakımızı korumak zorundayız.

Toplumsal değerlerimizi savunmak zorundayız.

Ama bunu sadece söyleyerek değil:

Medya denetimi güçlendirilerek,

RTÜK etkinleştirilerek,

Yapım şirketlerinin finansal kaynakları şeffaflaştırılarak,

Zina yeniden suç kapsamına alınarak,

Aile odaklı yapımlar teşvik edilerek,

Gençler için ahlaki medya farkındalığı sağlayarak

yapmak zorundayız.

Çünkü bugün ailede yaşanan her çürüme, yarın toplumda bir çöküş olarak karşımıza çıkacaktır.
Aile yılını gerçekten “aile yılına” dönüştürmenin yolu da önce medya düzenini yeniden tesis etmekten

geçer.

YAZARIN DİĞER YAZILARI