Gün geçtikçe toplumsal çürümemiz daha fazla görünür hâle geliyor. Eskiden münferit deyip geçilen olaylar artık bir zincirin halkaları gibi karşımıza çıkıyor. Vicdanı olan her insan için bu tablo sarsıcıdır; ama ne yazık ki sarsılmakla kalıyor, değişmiyoruz.
Narin ve Rojda hepimizi derinden yaralamıştı. “Bu kadarı da olmaz” dediğimiz ne varsa oldu. Ve olmadıkça yeni örneklerle yüzleşiyoruz. Toplum olarak bu olaylardan ders çıkarıp kendimize çeki düzen vermemiz gerekirken, çürümenin dozu her geçen gün artıyor.
Bugün paraya doymuş olması gerekenlerin “futbol kumarı” adı altında bahis bataklığında gündeme gelmesi, şöhretin zirvesini yaşamış bazı haber müdürlerinin uyuşturucu ve toplu zina iddialarıyla anılması, vicdanı ve merhameti temsil etmesi gereken sağlık sektöründe bebek ölümleri, küvöz skandalları, emeğin ve liyakatin yerle bir edildiği sahte diploma vakaları… Bunların her biri tek başına büyük bir utançtır; bir araya geldiğinde ise artık açıkça şunu söylüyor: Dibe vuruyoruz.
İnsan ister istemez soruyor:
Bu hâle nasıl geldik?
Toplum bu noktaya bir günde mi sürüklendi?
Kim, kimler bu çürümenin mimarı oldu?
Bu bir tesadüf mü, yoksa sistemli bir çözülmenin sonucu mu?
Ahlakın, erdemin, liyakatin ve emeğin yerini; para, güç, şöhret ve kolay yoldan kazanma hırsı aldı. Değerler eğitimi nutuklarda kaldı, ekranlarda ise tam tersi pompalanır oldu. Yanlış yapanın değil, yakalananın suçlandığı; utanması gerekenlerin utanmadığı, susması gerekenlerin alkışlandığı bir düzen inşa edildi.
Elbette bütün suçu “başkalarına” yüklemek de kolaycılıktır. Toplumun hiç mi kabahati yok? Yanlışı normalleştiren, kötülüğü izleyip susan, ahlaksızlığı “bana dokunmuyor” diyerek geçiştiren bir toplumsal refleksin payı yok mu? Çürüme yukarıdan aşağı olduğu kadar, aşağıdan yukarı da beslenir.
Bugün konuşmamız gereken tam da budur. Kişileri değil sadece; zihniyeti, sistemi ve toplumsal sessizliği sorgulamak zorundayız. Aksi hâlde her yeni skandalda biraz daha kanıksayacak, biraz daha dibe batacağız.
Bu gidiş, iyi bir gidiş değil. Böyle devam ederse; sadece bireyler değil, toplum gemisi de su alacak. Ve unutmayalım: Gemi battığında, kimsenin mevkisi, parası ya da unvanı kurtuluş bileti olmayacak.