?>

Böyle olmaz

Ekrem Işık

7 ay önce

Geçen gün Müftülük bir toplantı yaparak taziyelerin sadeleştirilmesi ve saatlerinin yeniden düzenlenmesi yönünde bir karar almış. Taziyelerin sade olması, gösterişten uzaklaşması elbette güzel bir düşünce. Çünkü taziyenin özü gösteriş değil, paylaşmaktır; acıyı paylaşmak, dayanışmadır. Ancak alınan kararın bir yönü var ki, işte orada durup düşünmek gerekiyor.

Müftülük, taziyelerin sadece gündüz saatlerinde yapılması gerektiğini kararlaştırmış. İlk bakışta kulağa düzenli, hatta belki pratik gelebilir. Fakat toplumun günlük yaşamına, iş düzenine, gerçeklerine bakınca bu kararın uygulanabilirliği neredeyse yok gibi.

Memur, işçi, öğretmen, hemşire, polis… Hepsi mesai saatlerinde görevlerinin başında. Nasıl olacak da gündüz vakti taziyeye gidecek? Bir defa izin alabilir belki ama her vefatta aynı imkânı bulabilir mi? Mümkün değil. Esnaf desen, dükkânını kapatıp giderse kazancından olur, müşterisini kaybeder. O zaman taziye ziyareti yapmak isteyen vatandaş ne yapsın? Bir yandan geçimini sağlamak zorunda, öte yandan vefa borcunu ödemek istiyor.
Kısacası, bu düzenleme hayatın akışına, toplumun ritmine uygun değil.

Bir karar alınırken masa başında değil, sahada düşünülmeli. Çünkü masa başında her şey mantıklı görünür; oysa sokakta, çarşıda, iş yerinde hayat bambaşka akar. Toplumun içine girmeyen, halkın temposunu bilmeyen, acıyı ve dayanışmayı sadece teoride konuşanlar böyle kopuk kararlar verir.

Taziye, bizim kültürümüzde önemli bir sosyal bağdır. Bir taziye evi, sadece bir acının paylaşıldığı yer değil; aynı zamanda dayanışmanın, insanlığın, komşuluğun yeniden hatırlandığı bir mekândır. İnsanlar orada bir araya gelir, geçmişi konuşur, birbirine moral verir. Bunu sadece “gündüz saatlerine sıkıştırmak” o kültürel dokuyu zayıflatır.

Eğer gerçekten sadeleştirmek isteniyorsa, gösterişten uzaklaşmak adına saatleri daraltmak ama akşam saatlerini tamamen kaldırmamak en mantıklı çözümdür.

Örneğin;

Kış aylarında 19.00 - 22.00 arası,

Yaz aylarında 20.00 - 23.00 arası olabilir.

Bu hem sadeleşmeyi sağlar, hem de toplumun yaşam biçimine uygun düşer. İnsanlar işten çıktıktan sonra uğrayabilir, birkaç saatliğine acıyı paylaşabilir, duasını eder, görevini yapar.
Taziye, sadece bir gelenek değil; toplumsal vicdanın canlı kaldığı nadir alanlardan biridir. O vicdanı korumanın yolu, onu gerçek hayattan koparmak değil, gerçek hayatla uyumlu hale getirmektir.

Kısacası, bu mesele sadece “saat ayarlaması” değil, toplumun nabzını tutma meselesidir. Müftülük ve benzeri kurumlar, toplumun içinden gelen sese kulak vermeli. Çünkü halkın sesini duymayan hiçbir karar kalıcı olmaz.

Taziyeyi sadeleştirelim, evet. Ama hayatın dışına itmeyelim.

Çünkü bu şekilde olmaz.

Böyle olmaz.

YAZARIN DİĞER YAZILARI