?>

Işıltılı hayatın yansımaları

Ekrem Işık

4 ay önce

Bugün bu ülkede –ve yalnızca bu ülkede değil– “başarılı hayat” adı altında tek tip bir vitrin pazarlanıyor.  Takım elbiseler, lüks arabalar, pahalı mekânlar, flaşlar, kırmızı halılar…
Sinema perdesinden dizilere, reklamlardan sosyal medyaya kadar aynı sahne tekrar tekrar izlettiriliyor: Erişilmesi gereken hayat budur.

Bu vitrin, çocuklara ve gençlere “ideal insan” diye sunuluyor. Ünlü isimler rol model ilan ediliyor: yapımcılar, şarkıcılar, spikerler, fenomenler… Alkışlanan şey erdem değil; görünürlük. Değer değil; güç. Ahlak değil; erişim.

Oysa perde aralandığında, yansımalar bambaşka bir manzara sunuyor.
Uyuşturucu batağına saplanmış hayatlar, sapkınlıkla sıradanlaşmış ilişkiler, şiddetle, istismarla, kirli ağlarla çevrili bir çürüme… Bugün artık bunu “iddia” olarak değil, bizzat kendi itiraflarından, dava dosyalarından, sızan kayıtlarından görüyoruz. Işıltının ardında, insanı utandıracak bir karanlık var.

Daha acı olan şu: Topluma güven telkin etmesi gereken meslekler de bu çöküşten azade değil. Doktorlar, mühendisler, avukatlar… Üstelik “en ünlü” olanları. Para ve menfaat uğruna, en aşağılık vakalarda rol alabilen, hukuku, bilimi, vicdanı pazarlık konusu yapan örneklerle karşılaşıyoruz. Bu tablo, tek tek kişilerin ahlaksızlığından öte, verilen eğitimin ve inşa edilen değer dünyasının temelden çürük olduğunu gösteriyor.

Bir noktadan sonra mesele birey olmaktan çıkıyor, sistem meselesine dönüşüyor.
Dünyaca ünlü “ekabirler”, küresel güç sahipleri, para ve iktidar liderleri… Bugün ortaya saçılan yansımalar, insanın aklını ve vicdanını zorlayacak türden. Öyle sapkınlıklar, öyle vahşetler, öyle gayri insani ilişkiler ki; en aşağılık yaratığın bile yapmaktan imtina edeceği şeyler, bu sözde “medeniyet öncüleri” tarafından işlenmiş.

Ve ironik olan şu: Dünyaya “tehdit” diye sunulan hiçbir terör örgütü, hiçbir suç şebekesi, insanlığa bunların verdiği kadar derin ve yaygın bir zarar vermemiştir. Çünkü bunlar yalnızca can almadı; ahlakı öldürdü, masumiyeti kirletti, doğruyla yanlışı yer değiştirdi.

Vitrin ile perde arkası arasındaki fark artık basit bir çelişki değil. Bu, iki ayrı âlem arasındaki farktır. Açıklanacak olursa, cennet bahçeleri ile cehennem çukurları arasındaki mesafe kadar derin bir uçurumdur bu.

Sorulması gereken soru şudur:

Biz hangi hayata alkış tutuyoruz?

Hangi insanı örnek gösteriyoruz?

Ve çocuklarımıza hangi yansımayı miras bırakıyoruz?

Işıltıya aldanan gözler, karanlığı görmez olur. Oysa hakikat, çoğu zaman sahnenin arkasında, ışıkların söndüğü yerde durur. Ve bugün en büyük cesaret, o hakikate bakabilmektir.
YAZARIN DİĞER YAZILARI