Her gün yeni bir ölüm haberiyle uyanıyoruz.
Bir yerde silahlı çatışma, başka bir yerde bıçaklı kavga…
Alacak verecek meselesi yüzünden genç insanlar birbirini öldürüyor.
Geçtiğimiz hafta iki genç kardeşin yaşamını yitirdiği bir çatışmanın ardından, ölü sayısının beşe yükseldiği söylendi. Ölenlerden biri, birkaç gün sonra evlenecekti. Evlilik hazırlığı yapan bir gencin, kurşunlarla toprağa düşmesi kadar acı bir tablo olabilir mi?
Bu olay, ne yazık ki tekil bir trajedi değil. Son bir ayda onlarca silahlı ve bıçaklı kavga yaşandı. Batman’da, Bismil’de, Diyarbakır’da, çevre köy ve ilçelerde her gün benzer haberler geliyor. Soru kendiliğinden doğuyor: Nereye gidiyoruz?
Silahlanmanın ve Şiddetin Gölgesinde
Toplum olarak cinnet hâline sürükleniyoruz. Karıncayı bile incitmemeyi öğütleyen bir kültürden, insan hayatını değersiz gören bir noktaya geldik. Silah taşımanın, hatta kullanmanın neredeyse normalleştiği bir atmosferde yaşıyoruz. Herkesin belinde bir silah, cebinde bir bıçak... En ufak tartışmada insanlar ölümcül reflekslerle davranıyor.
Bir toplumun güvenliği, sadece kolluk kuvvetlerinin varlığıyla sağlanmaz; o toplumun vicdanıyla, adalet duygusuyla, öfkesini dizginleme kabiliyetiyle korunur. Ancak bugün bu değerlerimiz erozyona uğramış durumda.
Neden Bu Hale Geldik?
Şiddetin nedenleri çok boyutlu:
Bireysel silahlanmanın kolaylaşması — Ruhsatlı silahların artması, ruhsatsızların denetimsizliği.
Adalet duygusunun zedelenmesi — İnsanların hukuka ve kurumlara güvenini kaybetmesi.
Toplumsal umutsuzluk — İşsizlik, yoksulluk, gelecek kaygısı ve değer karmaşası.
Şiddetin kültürel normalleşmesi — Özellikle genç kuşaklarda öfke kontrolü ve empati eksikliği.
Sivil toplumun ve kanaat önderlerinin sessizliği — Suskunluk, suça ortak olmaktır.
Nerede STK’lar? Nerede Kanaat Önderleri?
Eskiden toplumda anlaşmazlık çıktığında, büyümeden araya giren bilge insanlar olurdu. Kanaat önderleri, din adamları, yaşlılar, arabulucular devreye girerdi. Şimdi o mekanizmalar sessiz. Oysa bugün bu sorumluluk her zamankinden daha hayati.
Sivil toplum kuruluşları da görevini hatırlamalı; silahlanmaya karşı toplumsal bilinç oluşturmalı, barış ve uzlaşı kültürünü yeniden inşa etmelidir.
Bir Şeyler Yapmak Lazım
Artık “bir şeyler yapmak lazım” demekle yetinemeyiz. Bireysel silahlanmaya dur denilmelidir.
Ruhsatlı silahların kontrolü sıkılaştırılmalı, ruhsatsız silahlar toplanmalı, üretim ve satış zinciri denetlenmelidir. Yetkililer etkili bir asayiş politikası oluşturmalı; şehir giriş-çıkışları, riskli bölgeler, düğün ve tören alanları kontrol altına alınmalıdır.
Ancak mesele sadece polisiye tedbirlerle çözülemez. Eğitim, kültür ve sosyal politikalarla desteklenmelidir.
Okullarda öfke yönetimi ve empati eğitimi verilmelidir.
Gençlerin enerjisini doğru yöne kanalize edecek spor, sanat ve meslek kursları yaygınlaştırılmalıdır.
Aile içi iletişim güçlendirilmeli, toplumsal dayanışma duygusu yeniden inşa edilmelidir.
Toplum Olarak Sorumluyuz
Bu gidişata dur demek hepimizin görevidir. Devletin, kurumların, STK’ların, kanaat önderlerinin ve en önemlisi bireylerin sorumluluğu vardır. Şiddeti meşrulaştıran, görmezden gelen her sessizlik yeni bir cinayete zemin hazırlar.
Toplumun huzuru, herkesin huzurudur. Eğer susarsak, bir gün kendi kapımızda aynı acıyla karşılaşabiliriz.
Bugün el birliğiyle “Yeter artık!” deme zamanıdır.