?>

Toplumsal saygı: Aynada gördüğümüz biz ve ötekiler

Ekrem Işık

1 hafta önce

​Geçtiğimiz günlerde sosyal medyada izlediğim bir video, uzun süre zihnimden çıkmadı. Japonya’da küçük bir çocuk, yaya geçidinden karşıya geçmek için bekliyor. Araçlar istisnasız, daha çocuk adımını atmadan duruyor. Çocuk karşıya geçtikten sonra arkasını dönüp kendisini bekleyen sürücülere eğilerek selam veriyor ve yoluna devam ediyor. Bu sahne, adeta ilmek ilmek işlenmiş bir toplumsal saygı ve medeniyet senfonisi gibiydi.
​Sonra zihnim, ister istemez coğrafyamızın acı gerçeklerine, kendi şahit olduğum görüntülere döndü. Bizde yaya geçidinde dakikalarca bekleyen yaşlılarımızı, sanki o yollar sadece demir yığınlarına aitmiş gibi gaz pedalına yüklenen sürücülerimizi hatırladım. Bir başka videoda, zar zor yolun ortasına kadar gelebilen bir yayaya çarpmamak için ani fren yapan bir araca, arkadan gelenlerin hızla çarpmasıyla oluşan zincirleme kazayı izlemiştik. Hak olanın, yasal olanın bir "lütuf" gibi algılandığı, o lütuf gerçekleştiğinde ise kaosun doğduğu bir trafik düzeni…
​Üstelik bu durum sadece trafikle de sınırlı değil. Hayatın her alanında bir "görünmez adam" simülasyonunun içinde yaşıyor gibiyiz. Fırında ekmek kuyruğunda beklerken önünüze kaynak yapanlar mı istersiniz, hastanede onlarca hasta sıra beklerken kapıyı bodoslama açıp içeri dalanlar mı? Benzincide kasada sıra sizdeyken, sizi yok sayıp kartını pos cihazına uzatanlar, markette, bankada, pastanede hakkınızı gasp edenler… Her gün, her yerde bu mikro-agresif hak ihlalleriyle enerjimiz sömürülüyor.

​Burada insan sormadan edemiyor: Biz nerede hata yapıyoruz?

​İnanç ve Pratik Arasındaki Uçurum

​Meselenin en can acıtıcı, en çelişkili kısmı da burası. Biz, komşusu açken tok yatmayı reddeden, kul hakkını "Geri dönüşü olmayan tek günah" olarak nitelendiren bir dinin mensuplarıyız. Kul hakkı, inanç dünyamızın merkezinde yer alıyor. Ancak ne hazindir ki, sokaktaki pratik bunun tam tersini söylüyor. Sıra kapmayı bir "kurnazlık" ve "başarı", kurallara uymayı ise "enayilik" olarak gören bir alt kültür, ne yazık ki sessizce hayatımızı işgal etmiş durumda.

​Buna karşın, nüfusunun büyük çoğunluğu ateist ya da deist olan, semavi bir din inancı taşımayan Japonya veya Avrupa ülkelerinde toplumsal saygı, kul hakkına riayet ve birbirinin alanına hürmet en üst seviyede. Demek ki toplumsal ahlak, sadece teorik inanç cümleleriyle değil, başka mekanizmalarla inşa ediliyor.

​Neden Onlarda Yüksek, Bizde Düşük?

​Sosyolojik derinlikleri bu işin uzmanlarına bırakarak, bir vatandaş gözüyle baktığımızda karşımıza net bir tablo çıkıyor:

​Eğitim sistemi: Japonya’da eğitimin ilk yılları çocuklara matematik ya da fen öğretmekle geçmez; "birlikte yaşama sanatı", temizlik, başkasının hakkına saygı ve empati öğretilir. Saygı, bir müfredat konusu değil, bir yaşam pratiğidir.

​"Biz" Olma Bilinci vs. "Ben" Merkezcilik: Bizde toplumsal aidiyet ne yazık ki aile, akraba veya tanıdık çemberiyle sınırlı kalıyor. Çemberin dışındaki yabancı, hakları gözetilmesi gereken bir "birey" olarak görülmüyor. Gelişmiş toplumlarda ise "kamusal alan" kutsaldır. Tanımadığın insanın hakkı, en az kardeşinin hakkı kadar değerlidir.

​Hukuk ve Ceza Mekanizması: Saygı kuşkusuz içten gelmelidir; ancak içten gelmediği yerde hukukun caydırıcı gücü devreye girer. Yaya geçidinde durmamanın, sırayı ihlal etmenin ya da kamusal düzeni bozmanın bedeli ağır ve kaçınılmaz olduğunda, saygı zamanla bir davranış refleksine dönüşür.

​Çözüm Aynaya Bakmakta

​Toplumsal saygı seviyemizin düşüklüğünü sadece "Eğitim şart" klişesiyle geçiştiremeyiz. Bu bir zihniyet, bir ahlak ve en önemlisi bir "utanç duyma" meselesidir. Başkasının hakkını yediğinde toplum tarafından dışlanacağını, ayıplanacağını bilmeyen, aksine işini yürüttüğü için takdir edileceğini düşünen bireylerle bir yere varamayız.

​Dini inancımızın bize yüklediği o muazzam "kul hakkı" sorumluluğunu, cami duvarlarının dışına, yollara, fırın tezgahlarına, hastane koridorlarına taşımak zorundayız. Müslümanlık, sadece ibadet ritüellerinden ibaret değildir; Müslümanlık, yaya geçidinde bekleyen o yaşlı kadına yol verirken gösterilen ahlaktır.
​Sözün özü; başkalarından saygı görmeyi beklemeden önce, her birimiz aynaya bakmalı ve şu soruyu sormalıyız: Ben bugün kimsenin alanını işgal ettim mi? Ben bugün görünmeyen birinin hakkına girdim mi?

​Çünkü medeniyet, yukarıdan aşağıya inen bir emir kipi değil; fırın kuyruğunda arkamızdakine, trafikte önümüzdekine gösterdiğimiz sabır ve hürmetle aşağıdan yukarıya inşa edilen bir yaşam biçimidir.

YAZARIN DİĞER YAZILARI