Yeni bir eğitim-öğretim yılı daha başladı. Ama maalesef bu başlangıç umut ve heyecandan çok sorunlarla anılıyor. Eğitim sistemimizde yıllardır kanayan yaralar, her geçen yıl biraz daha büyüyerek karşımıza çıkıyor.
En büyük sorunlardan biri, devlet okullarında görevli öğretmenlerin özel okullarda ve dershanelerde çalıştırılmasıdır. Sosyal medyada neredeyse her gün buna dair paylaşımlar yapılmakta. Üstelik bazı dershane sahipleri, devlet öğretmenlerinin SGK primlerinin yatırılmadığını, bunun da primlerini düzenli yatıranlarla haksız rekabete yol açtığını dile getiriyor. Bu durum yalnızca bir yasal boşluk değil, aynı zamanda büyük bir vicdan problemidir.
Devlet okullarında görevli öğretmenlerin, “benim işim garanti” diyerek hem kendi öğrencilerine yeterince zaman ayırmaması hem de dışarıda SGK’sız çalışarak haksız kazanç elde etmesi, en çok yine emekçi öğretmenlere zarar vermektedir. İşin en düşündürücü tarafı ise; toplumda örnek olması gereken öğretmenlerin, bu tür haksızlıkların baş aktörleri haline gelmesidir.
Bir diğer sorun, kitap-kırtasiye işi üzerinden yürütülen sömürü düzenidir. Bazı öğretmenler, açtıkları kırtasiye dükkânlarını öğrencilere dayatmakta, başka öğretmenleri de bu işin içine çekerek öğrencileri ve velileri sömürmektedir. Bu tablo, “modern” görüntülerin ardına saklanmış bir ortaçağ zihniyetinin bugüne yansımış hâlidir.
En çok dikkat çeken sorunlardan biri de fen liselerinin giderek kan kaybetmesidir. Bir zamanlar ülkenin en zeki, en çalışkan gençlerinin yetiştiği fen liseleri, artık eski başarılarını arar hâle gelmiştir. Ücra köşelere açılan fen liselerinde, öğretmenlerin mesailerini özel derslere harcadığına dair ciddi iddialar vardır. Sonuç olarak, bir zamanlar tıp fakültesine yüzde 80–90 oranında öğrenci gönderen fen liseleri, bugün bu oranı yüzde 40’lara kadar düşürmüştür.
Özel eğitim kurumları ise “Tıp puanı”, “Türkiye birinciliği” gibi soyut ve çoğu zaman yanıltıcı sloganlarla günü kurtarma telaşındadır. Oysa eğitim; günü kurtarma değil, geleceği inşa etme meselesidir.
Bugün gelinen noktada şunu açıkça söylemek gerekiyor:
Eğitimdeki bu yozlaşma, sadece velilerin ya da öğrencilerin değil, bizzat sistemin aktörleri olan öğretmenlerin de sorumluluğundadır. En çok dikkat etmesi gerekenler, en büyük haksızlıkları yapıyorsa; eğitim sistemimizdeki çürüme artık bireysel değil, kurumsal bir sorun hâline gelmiştir.