Geçtiğimiz günlerde dostlarla hasbihal ederken kadim bir soru düştü gündemimize: "Müslüman, teslim olan demekse; Kur’an neden sürekli 'Neden akletmiyorsunuz?' diye sorar?"
Aslında cevap, içinde yaşadığımız toplumsal yozlaşmanın tam merkezinde duruyor. İslam düşüncesinde teslimiyet, aklı rafa kaldırmak değil; aklın rehberliğinde ulaşılan en yüksek bilinç halidir. Ancak gelin görün ki, bugün "teoride" inandığını söyleyenlerin "pratikte" sergilediği tutum, bizi Yunus Suresi’ndeki o sarsıcı uyarıyla yüz yüze bırakıyor: "Allah, aklını kullanmayanları pislik içinde bırakır."
Teoride "İman", Pratikte "Çıkar"
Özellikle ticaret ve siyaset mecralarında bu çelişkiyi iliklerimize kadar hissediyoruz. Dilimizde "Rızkı veren Allah’tır" (Teslimiyet) cümlesi pelesenk olmuşken; iş tartıya, ihaleye veya koltuğa geldiğinde "kısa günün kârı" için her yolu mübah gören bir "çıkarcılık" baş gösteriyor.
Necm Suresi’nde Peygamberimizin rehberliği anlatılırken, onun asla "hevâsına" (şahsi arzu ve çıkarlarına) göre konuşmadığı vurgulanır. Bizim sınavımız da tam buradadır: Hevâmıza mı teslim oluyoruz, yoksa hakikate mi?
Eş Güdümlü Dönüşüm Şart
Peki, bu sarmaldan nasıl kurtuluruz? Sadece "iyi insan" olmak yetmiyor, sadece "iyi kanunlar" çıkarmak da...
Bireysel Dönüşüm (İçsel İnşa):
Ticaret erbabı, "Bizi aldatan bizden değildir" ilkesini dükkanının duvarına asmakla yetinmeyip terazisine indirmeli. Siyasetçi, makamı bir "mülkiyet" değil, "emanet" olarak görmeli. Bu, Bakara 151’de ifade edilen o "arınma" (tezkiye) sürecidir.
Yapısal Dönüşüm (Sistemsel İnşa):
Bireyin dürüst kalmasını kolaylaştıracak adil bir zemin şarttır. Liyakatin esas alındığı, denetimin şeffaf olduğu, yanlış yapanın sistem tarafından tasfiye edildiği bir yapı kurmak zorundayız.
Sonuç olarak
Birey değişmeden yapı, yapı değişmeden birey tam manasıyla huzur bulamaz. Değişim "eş güdümlü" olmalıdır. Aklını kullanmayan bir toplum, kendi yarattığı kaosun (pisliğin) içinde boğulmaya mahkûmdur.
Unutmayalım ki; gerçek teslimiyet, güç ve çıkar karşısında eğilmemek; yalnızca Hakk’ın ve hakikatin önünde durabilmektir.