Türkiye, son yıllarda eğitim sisteminde sadece bilgi yükleyen değil, aynı zamanda karakter inşa eden bir yapıya geçişin mücadelesini vermektedir. "Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli" ile somutlaşan bu yeni yaklaşım, akademik başarıyı ahlaki olgunlukla taçlandırmayı hedeflemektedir. Ancak Millî Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in imzasıyla yayımlanan Ramazan ayı etkinlik genelgesine gelen tepkiler, bu karakter inşasının önündeki zihniyet bariyerlerini bir kez daha gün yüzüne çıkarmıştır.
Bakanlığın yazısında vurgulanan "erdem-değer-eylem" çerçevesi, bir öğrencinin öğrendiği teorik bilgiyi hayatına dürüstlük, merhamet ve yardımlaşma olarak yansıtmasını esas alır. Ramazan ayı ise bu değerlerin bizzat pratik edildiği, toplumsal dayanışmanın zirve yaptığı bir iklimdir. Öğrencilerin bu iklimde paylaşmayı, adaleti ve vatanseverliği öğrenmesi; bir toplumun gelecekteki huzurunun teminatıdır.
Buna "Anayasa’ya aykırılık" bahanesiyle karşı çıkmak, aslında bu toprakların bin yıllık kültürel kodlarından kopuk bir laiklik anlayışının tezahürüdür. Anayasa, bireyin manevi gelişimini engellemeyi değil, korumayı ve devlet eliyle doğru kanallardan sunulmasını öngörür.
Geleneksel ve manevi değerlerin okul duvarlarının dışında bırakılması, gençliğin derin bir boşluğa sürüklenmesine kapı aralamaktadır. Bugün karşılaştığımız;
Öğretmene saygının azalması,
Akran zorbalığının artması,
Bireyciliğin toplumsal sorumluluğun önüne geçmesi gibi sorunlar, manevi istikametin eksikliğinden kaynaklanmaktadır.
Sosyal medyada öğretmenleriyle alay eden veya sınav disiplinini, genel ahlak kurallarını hiçe sayan davranışlara sessiz kalanların; paylaşmayı ve yardımlaşmayı merkeze alan bir "Ramazan etkinliği"ne savaş açması düşündürücüdür. Bu durum, özgürlük kavramının sadece değerlerden kopuş söz konusu olduğunda savunulduğunu göstermektedir.
Bir milletin geleceği, gençlerinin zihniyle beraber kalbinin de nasıl imar edildiğine bağlıdır. Kendi medeniyetinin değerlerinden "rahatsız olan" bir zihniyetin, vatanına ve ailesine hayırlı bir nesil yetiştirme idealine nasıl hizmet edeceği büyük bir soru işaretidir. Maneviyatı dışlayan bir eğitim sistemi, ruhu olmayan bir beden gibidir; ne kadar bilgiyle donatılırsa donatılsın, toplumun derdine derman olamaz.
Eğitim, sadece bir diploma alma süreci değil, "insan olma" sanatıdır. Millî ve manevi değerleri eğitimin merkezine koymak bir tercih değil, bu toprakların evlatları için bir haktır. Yardımlaşmayı, merhameti ve birliği esas alan hiçbir etkinlik, modernleşmenin veya hukukun önünde engel değildir; aksine modernliğin içine "insanlığı" yerleştiren bir harçtır.