Ramazan ayı, İslam dünyasında sadece oruç tutulan bir zaman dilimi değildir. Aynı zamanda dayanışmanın, paylaşmanın, merhametin ve toplumsal vicdanın güçlendiği bir aydır. Bu nedenle Ramazan boyunca birçok kurum, kuruluş, şirket ve hayırsever tarafından iftar yemekleri düzenlenir. İnsanların aynı sofrada buluşması, ekmeğini ve duasını paylaşması elbette güzel bir gelenektir. Buna kimsenin itirazı olamaz.
Ben de iftar yemeklerine karşı değilim.
Ancak itiraz ettiğim bir şey var: İftar sofralarının, gerçek sorumlulukların üzerini örten bir vitrine dönüşmesi.
Çünkü bugün bazı işyerlerinde yaşanan tabloya baktığımızda, verilen iftar yemekleri ile çalışanların yaşadığı gerçekler arasında büyük bir çelişki görüyoruz.
Buradan iftar organizasyonu düzenleyen kurumlara, şirketlere ve işverenlere seslenmek istiyorum:
İftar vermeden önce hak verin.
Çalışanlarınızın hakkını, hukukunu teslim edin.
Belki eski çağlardaki kölelik sistemi resmen kaldırılmıştır. Ama bazı işyerlerinde uygulanan çalışma düzeni, ne yazık ki modern kölelikten farksızdır. İnsan haklarına ve iş hukukuna aykırı uygulamalar sıradan bir hale gelmiştir.
Bir düşünün:
İnsanları 12 hatta 16 saat çalıştırmak,
Gün boyu ayakta tutmak,
Dinlenme molası vermemek,
Maaşları geciktirmek,
Ücretin bir kısmını elden, bir kısmını bankadan ödemek,
Sigorta primlerini eksik yatırmak veya hiç yatırmamak,
Fazla mesai ücretini ödememek,
Çalışanı hafta tatiline çıkarmamak…
Bunların her biri bir hak ihlalidir. Ve unutulmamalıdır ki hak ihlali aynı zamanda kul hakkıdır.
Belki SGK müfettişlerinden kurtulabilirsiniz.
Belki güçlü referanslarınız sizi bazı denetimlerden uzak tutabilir.
Belki yaptığınız ihlaller resmi kayıtlara hiç yansımaz.
Ama ilahi adaletten kaçamazsınız.
Ramazan ayı, insanın kendini sorguladığı bir aydır. Bu ayda verilen iftar sofraları, eğer adalet ve hak duygusuyla desteklenmiyorsa, sadece görüntüden ibaret kalır. İnsanların emeğini gasp ederek kurulan sofralar, ne kadar zengin olursa olsun vicdanları doyurmaz.
Bir de şu var ki, insanı en çok şaşırtan durum şudur:
Dindar görünüm ile hak ihlalinin yan yana gelmesi.
Dilinde sürekli din, ahlak ve kardeşlik olan ama çalışanının hakkını vermeyen insanları görünce insan ister istemez şu soruyu soruyor:
Sahi siz neye inanıyorsunuz?
İslam’ın en temel ilkelerinden biri adalettir. Peygamber Efendimiz’in (sav) uyarısı çok açıktır:
“İşçinin ücretini alın teri kurumadan veriniz.”
Ramazan’ın ruhu gösteriş değil, vicdandır.
Ramazan’ın özü kalabalık sofralar değil, adalettir.
Bu nedenle tekrar söylüyorum:
İftar vermek istiyorsanız verin.
İnsanları bir araya getirin, paylaşın, dua edin.
Ama önce çalışanlarınızın hakkını verin.
Çünkü hak yenilen bir yerde kurulan en büyük iftar sofrası bile, adaletin yerini tutmaz.