Demokrasinin kalbi olan Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM), milletin iradesinin tecelli ettiği, sorunların akıl ve lisan yoluyla çözüldüğü en yüce makamdır. Ancak son dönemde ekranlara yansıyan görüntüler, bu yüce çatının altında "milletin temsilcisi" sıfatını taşıyanların, diyalog yerine kaba kuvveti, müzakere yerine itiş kakışı tercih ettiğini gösteriyor. Vatandaşın geçim derdiyle, geleceğiyle ve ülkenin bekasıyla ilgili çözüm beklediği bir dönemde; Meclis’in bir boks ringine ya da sokak kavgası meydanına dönüşmesi, milletin vicdanında derin yaralar açmaktadır.
Bir bakanın yemin etmesini engellemek için kürsüyü işgal etmek veya bir hatibin konuşma hakkını fiili müdahaleyle elinden almak, sadece bir kişiye değil, o kürsünün temsil ettiği milli iradeye yapılmış bir saygısızlıktır. Milletvekilliği görev tanımı; soru önergesi vermek, yasa tasarısı hazırlamak ve kürsüden fikirlerini medeni bir dille haykırmaktır. Kuvvet kullanmak, kaba kuvvete başvurmak bir hak arama yöntemi değil, acziyetin göstergesidir.
Vatandaşın sandığa giderken verdiği yetki, kavga edilmesi için değil, dertlerine derman olunması içindir. Şu soruları sormak her seçmenin hakkıdır:
Kavga eden bu vekiller, halkın sorunları için kaç tane somut kanun teklifi sundu?
Gürültü çıkararak bastırılan o kürsüde, eğitimden ekonomiye kaç çözüm önerisi dile getirildi?
Sokakta örnek olması gereken "vekil" profili, çocuklara ve gençlere neyi miras bırakıyor?
Siyaset, bir üslup ve nezaket sanatıdır. Farklı fikirlerin çarpışmasından "hakikat şimşeği" doğar; ancak bu çarpışma fikir bazında kalmalıdır. Meclis’te atılan her yumruk, söylenen her ağır söz, toplumsal barışa vurulmuş bir darbedir.
Millet, temsilcilerinden "utanılacak görüntüler" değil; ağırbaşlılık, sağduyu ve çözüm odaklı bir çalışma beklemektedir. Meclis çatısı altında asıl kahramanlık, yumruk sallamak değil, en sert eleştiriyi bile nezaketle dile getirebilme olgunluğunu göstermektir. Unutulmamalıdır ki; akıl sustuğunda kaba kuvvet konuşur ve kaba kuvvetin konuştuğu yerde demokrasi nefes alamaz.