?>

Sahip çıkamadıklarımız

Ekrem Işık

4 gün önce

"Gençlik geleceğimizdir." Bu cümle, her kürsü konuşmasının, her seçim beyannamesinin ve her toplumsal analizin en konforlu sığınağıdır.
Ne var ki, dillerden düşmeyen bu beylik laf, sokaklarımızın acı gerçekleriyle çarpıştığında derin bir ikiyüzlülüğün aynasına dönüşüyor. Bugün caddelerde, köşe başlarında yalpalayarak yürüyen, zihinleri ve bedenleri uyuşturulmuş gençleri gördükçe sormak gerekiyor:
Biz bu geleceğin neresine sahip çıkıyoruz?
Her gün bir gencimizin daha uyuşturucu batağına saplandığına, bir ailenin daha feryat ettiğine şahit oluyoruz. Bu gidişat karşısında topu sürekli birbirine atan, sorumluluktan kaçan bir toplum yapısı gelişti. Evet, ailelerin eğitimi, takibi ve sorumluluğu bu zincirin önemli bir halkasıdır; ancak tek başına yeterli değildir. Evladını korumak için çırpınan bir anne babanın gücü, sokakları ahtapot gibi saran bu kirli ağla tek başına mücadele etmeye yetmez.
Asıl büyük soru ve sorumluluk tam da burada başlıyor:

 Söz sahibi olanlar, etkililer ve yetkililer ne zaman bu gidişe güçlü bir "Dur!" diyecek?

Organize Bir Etkisizleştirme mi?

Yüksek bir genç nüfusa sahip olmak, küresel ölçekte en büyük zenginlik ve üretim potansiyelidir. Ancak bugün karşı karşıya kaldığımız tablo, bu büyük potansiyelin bilinçli ve sistematik bir şekilde eritildiğine dair ciddi soru işaretleri doğuruyor.

 Ekonomik Kayıp

Üretim sektöründe katma değer üretecek, fabrikada, tarlada, laboratuvarda inovasyon yapacak dinamik beyinler uyuşturuluyor.

 Fikirsel Çöküş

 Sanatta, edebiyatta, felsefede toplumu ileriye taşıyacak fikirler üretebilecek gençler, daha yolun başında zihnen ve bedenen felç ediliyor.
Kendine ve topluma zararlı hale getirilen her genç, sadece bir istatistik değil; bu ülkenin yarınından çalınmış bir tuğladır. Sormaktan geri duramayacağımız o ağır soru ortada durmaktadır: Yüksek bir bilince sahip olması gereken bu nesil, sistematik bir şekilde etkisizleştiriliyor mu?

Bu Vebal Kimin?

Sokaktaki torbacıdan, parayı batan gemilerde veya lüks malikanelerde aklayan baronlara kadar uzanan bu uyuşturucu ağını ortaya çıkarıp yok etmek bu kadar imkansız mı? Elindeki teknolojik, hukuki ve istihbari gücüyle devlet mekanizması, bu zehir tüccarlarının kökünü kazımakta neden bu kadar gecikiyor?
 Bu sokaklarda yitip giden her canın, kararan her geleceğin bilançosu sadece adliye koridorlarında tutulamaz. Bu vebal; görmezden gelenlerin, adli tedbirleri gevşek tutanların, sınırları koruyamayanların ve sokaktaki bu yangını evine sıçramadığı sürece izlemekle yetinenlerindir.

Sonuç: Ne Zaman Harekete Geçilecek?

Daha kaç gencin feda edilmesi gerekiyor? Kaç ocağın sönmesi, kaç annenin gözyaşı dökmesi bekleniyor? Uyuşturulmuş bir insanın ne kendine, ne ailesine ne de memleketine sunabileceği bir katkı vardır. Onlar artık sadece yaşayan birer gölgedir.
Gençliği uyuşturulmuş bir toplumun geleceği de uyuşur. Bugün yetki ve etki makamında oturanların, sadece polisiye tedbirlerle değil; topyekun bir sosyal, ekonomik ve kültürel seferberlikle bu bataklığı kurutması şarttır. Aksi takdirde, sahip çıkamadığımız o gelecek, yarın bizi de içine çekecek büyük bir enkaz olarak üzerimize yıkılacaktır.
Harekete geçmek için "yarın" çok geç; zaman, hemen şimdi dur deme zamanıdır.
YAZARIN DİĞER YAZILARI