?>

Avrupa’nın lokomotifi :Almanya                  

Ekrem Işık

11 ay önce

Almanya deyince aklımıza ilk ne gelir? Disiplin, kurallar, teknoloji, güçlü sanayi... Ancak gidip yerinde görünce bu kavramların ne kadar derin bir yaşam kültürüne dönüştüğünü daha iyi anlıyorsunuz.

Geçtiğimiz günlerde kısa bir Almanya yolculuğu yaptım. Düsseldorf, Köln ve çevresinde dolaştım. Aslında sadece gezmedim, gözlemledim. Gördüklerim bana bir Avrupa ülkesinden çok, "kuralların hayatla iç içe geçtiği bir yaşam modeli" sundu.
Toplu taşıma mesela... Bizde hâlâ “toplu taşıma” bir mecburiyet olarak görülürken, Almanya’da bir tercihten öte bir yaşam biçimi. Tren, tramvay, metro ağları adeta örümcek ağı gibi her yere ulaşmış.

Düsseldorf Hauptbahnhof (ana tren istasyonu) sadece bir istasyon değil; şehirler arası, mahalleler arası ve hatta ülkeler arası bağlantı noktası.
 Bilet almak için kimseyle konuşmanıza gerek yok. İstasyonda ya da aracın içinde bulunan makinelerden biletinizi alıp küçük bir cihaza okutuyorsunuz.

Turnike yok, görevli yok; ama denetim var. İnsan kendi kendini kontrol etmeyi öğrenmiş. Çünkü sistem güven üzerine kurulu.
Bir başka ilginç detay bisiklet kültürü. Yaşlısı, genci, yöneticisi, öğrencisi demeden herkes bisiklete biniyor. Şehir planlamasında bisikletliler için özel yollar yapılmış.
Bir makam sahibinin sabah bisikletle işe gittiğini görmek kimseyi şaşırtmıyor. Düşünün, bizde hâlâ bisiklet “çocuk oyuncağı” gibi görülürken, orada ulaşımın temel parçalarından biri.
Ve kamuya ait alanlar... Düsseldorf’ta Ren Nehri kıyısı boyunca uzanan geniş bir alan tamamen insanların dinlenmesi, spor yapması, gezmesi için bırakılmış.

 Ne bir bina, ne bir özel mülk, sadece yeşil alan ve özgürlük... Kimse bu alanlara çivi çakmaya kalkmamış; çünkü toplum buna izin vermemiş. Bizde olsa çoktan bir inşaat şirketi tabelasını asmıştı bile.
Konaklamada da benzer bir düzen var. İki ya da üç yıldızlı oteller bile tertemiz, güvenli ve sistemli. Kimse sizi dolandırmaz, odaya girdiğinizde sürprizle karşılaşmazsınız. Çünkü denetim var. Çünkü insanlar işlerini ciddiyetle yapıyor.
Almanya’ya “Avrupa’nın lokomotifi” denmesinin sebebi sadece ekonomisi değil. Bu ülke, sistemi kurmuş ve yaşatmayı başarmış.
 Kurallar, insanlar için yük değil; bir yaşam sigortası. Herkesin birbirine saygı duyduğu, kamusal alanların korunduğu, sistemin kendi içinde işlediği bir düzen kurmuşlar. Ve bu düzen kimseye dayatılmadan, toplumun rızasıyla ayakta kalıyor.

Bizim de ders almamız gereken yer tam burası: Sistemi kurmak değil, yaşatmak. Kurala uymayı angarya değil, sorumluluk bilmek. Belki de en çok da birbirimize saygı duymayı öğrenmek...
Almanya’dan dönerken aklımda şu cümle vardı: Medeniyet, büyük binalar dikmekle olmuyor. Asıl mesele, büyük bir toplum olabilmekte...
“Düzen, medeniyetin görünmeyen omurgasıdır
YAZARIN DİĞER YAZILARI