Bir zamanlar "eğitim kompleksi" diye açtığımız mekânları hatırlıyor musunuz? Gençlerin öğrenme, gelişme ve sosyalleşme alanı olması için açılan bu yerlerin bir kısmı bugün havuza, kafeye dönüşmüş durumda.
Eğitim için yapılan binalar şimdi daha çok ticari kazanç odaklı işletmelere ev sahipliği yapıyor. Sadece eğitim değil, sosyal yaşam da bu dönüşümden nasibini aldı.
Meslek cemiyetleri için verilen sosyal alanlar birer birer kafeye dönüştü. Bir zamanlar insanların nefes aldığı parklarımızda şimdi çay ocakları, oyun sahaları, büfeler, gürültü ve kalabalık var. Dinlenmek için yapılan parklar bile spor sahalarına çevrilerek asıl amacından uzaklaştırıldı.
Özel okullar dahi öğrencilerine ait dinlenme ve sosyalleşme alanlarını dışarıya açarak ekonomik gelir kapısı haline getirdi.
Artık okulun kantini sadece öğrencilere değil, mahalle halkına da açık. Öğrencinin sosyal alanı işletmeye dönüştü. Her şey paraya tahvil ediliyor.
Eskiden tarım alanlarını sulamak için inşa ettiğimiz sulama kanallarının kenarlarında pamuk, mısır, bostan olurdu. Şimdi ise yüksek katlı beton bloklar yükseliyor bu sulama kanallarının etrafında.
Toprağı yeşerten suyun yanına toprağı örten beton dikiyoruz. Bir zamanlar üretim vardı, şimdi tüketim.
Daha da ileri gidip bu kanalların kenarına yürüyüş parkurları yapıyoruz. Güzel fikir gibi dursa da, bu alanların yakında kafeler ve büfelerle dolup taşması kimseyi şaşırtmayacak. Çünkü her yer, her şey bir şekilde paraya dönüştürülmek isteniyor.
Para ve metaya dönüştürme çabamız nerede son bulacak?
Bir doğal park alanı düşünün; korunacak deniliyor, cami yapılacak deniliyor... Sonra bir bakıyoruz ki devasa bir inşaat ucubesi dikilmiş. İdealist sözler yerini rant odaklı projelere bırakıyor.
Yaşamak için nefes alacağımız yeşil alanlar yok oluyor. Parkların içinde ticari faaliyetler yürütmek olağan hale geliyor.
Kamusal alanlar özel mülke dönüşüyor. Sessizlik yerini gürültüye, sadelik yerini tüketime bırakıyor.
Ve en kötüsü: Tüm bu değişimleri yaparken kendimizin de dönüştüğünün farkında değiliz.
Sosyal bir varlıkken, toplumu önceleyen bir bilinçle yaşarken; şimdi materyalist bir varlığa, yalnızca tüketen ve hesap yapan bireylere dönüştük. Değişen sadece çevremiz değil, zihniyetimiz.
Ne idi, ne oldu?
Bir zamanlar birlikte oturduğumuz, sohbet ettiğimiz, gölgelerinde dinlendiğimiz mekânları kaybettik.
Onların yerine hızlı, gürültülü, yorgun ve çıkar odaklı yapılar koyduk. Ve belki en acısı, bütün bu dönüşümün içinde "kendimizi" kaybettik.