Günümüz dünyasında yankısı her geçen gün artan, ancak içeriği bir o kadar boşaltılan bir kavram kargaşasının tam ortasındayız. Kapitalizmin ve materyalizmin ruhları esir aldığı bu çağda, değerler hiyerarşimiz korkunç bir erozyona uğradı. Artık mesele "haklı olmak" değil, "güçlü olmak" haline geldi. Geldiğimiz noktada acı bir gerçekle yüzleşiyoruz: Güç, adaleti tayin eden bir kırbaç haline dönüştü.
Öğretim Var, Eğitim Yok: "Ucube" Nesillerin Doğuşu
Modern zamanın en büyük yanılgısı, diplomayı erdemle, malumatı ise irfanla karıştırmaktır. Etrafımız; yüksek lisanslı, yabancı dil bilen ancak "insan olma" dersinden sınıfta kalmış figürlerle dolu. Bu kişiler belirli bir öğretimden geçmiş olabilirler; ancak eğitimden nasiplerini alamamışlardır.
Eğitim, vicdan terazisini doğru tartmayı, empati kurmayı ve ahlaki erdemi öğretir. Oysa sadece maddi dünyada yol almayı amaçlayan "malumat vuruş" zihniyet, şu tipolojiyi karşımıza çıkarıyor:
Makamını bir hizmet aracı değil, bir tahakküm alanı olarak görenler.
Vali, müdür ya da patron olup da "adam" olmayı ıskalayanlar.
Gücü eline geçirdiği an, hukuku ve vicdanı kendi çıkarlarına göre eğip bükenler.
Bu trajedinin en vahim halkası ise aile kurumunda karşımıza çıkıyor. Kendi insani vasıflarını yitirmiş ebeveynlerin elinde yetişen, her şeyi yapmaya hakkı olduğunu sanan, sınırsız bir narsisizmle donatılmış "öğretimli ucubeler" toplumsal dokuyu hızla zehirliyor.
Adalet Gücün Karşısında Eriyor
Eskilerin "Adalet mülkün temelidir" sözü, bugün "Güç, adaletin sahibidir" şeklinde bir fiiliyata dökülmüş durumda. Gücü elinde bulunduranlar, yaptıkları her usulsüzlüğü, her vicdansızlığı kılıfına uydurmakta mahirleşti. Eğer güç sizdeyse, yaptığınız her şey "adil" sayılıyor; eğer zayıfsanız, haklılığınızın hiçbir hükmü kalmıyor.
Dini ilkelerin, etik değerlerin ve vicdan ölçüsünün yerini; "Ne kadar param var?" ve "Kimi tanıyorum?" soruları aldı. Haklıyı susturduğumuz, doğruyu değersizleştirdiğimiz her an, adaletin o sönmez sanılan meşalesi biraz daha karardı.
Ölçülerimiz ve Seçtiklerimiz
Toplum olarak aynaya bakma vaktimiz geldi de geçiyor. Neyi izliyoruz? Kimi seçiyoruz? Kime değer veriyoruz?
Eğer değer verdiğimiz tek şey güçlünün gölgesi ise,
Eğer mazlumun feryadı yerine zalimin gürültüsüne alkış tutuyorsak,
Eğer erdemi değil de kurnazlığı yüceltiyorsak,
Bu yozlaşmanın ortağıyız demektir.
Sonuç: Güçlülerin Adaleti Değil, Adaletin Gücü
Bir toplumun ayakta kalması, "gücün adaleti" ile değil, ancak ve ancak "adaletin gücü" ile mümkündür. Güç, ehil olmayan, vicdanı nasırlaşmış ellerde yıkıcı bir silaha dönüşür. İnsan olma vasfını yitirmiş, empati yoksunu makam sahipleri ve onların mirasyedi nesilleri, adaleti eritirken aslında kendi geleceklerini de yok ediyorlar.
Unutulmamalıdır ki; vicdan terazisi bozulmuş bir toplumda hiçbir koltuk, hiçbir servet ve hiçbir maddi güç, çökmekte olan tavanın altında kalmaktan kimseyi kurtaramayacaktır. Hakkı ve haklıyı yeniden baş tacı etmediğimiz sürece, bu karanlık döngüden çıkış yoktur.