Jeopolitik dünya sahnesi, özellikle Ortadoğu söz konusu olduğunda, kuralları anlık olarak değişen ve hamlelerin "konjonktürel" çıkarlara göre belirlendiği devasa bir satranç tahtasını andırmaktadır. Bu tahtanın en aktif oyuncularından biri olan ABD, küresel hegemonyasını korumak adına günün koşullarına göre strateji geliştirmekte; bazen sağdaki piyonu öne sürerken, bazen soldaki piyonu feda ederek "şah-mat" arayışına girmektedir.
İletişim Çağında Modern Provokasyon: Starlink ve Siber Cephe
Son dönemde İran özelinde yaşanan gelişmeler, bu büyük oyunun teknik ve sosyolojik boyutlarını gözler önüne sermektedir. ABD’nin, İsrail’in bölgesel güvenlik öncelikleriyle paralel bir şekilde İran rejimini sarsma girişimi, sadece klasik ajan faaliyetleriyle sınırlı kalmamıştır. Elon Musk’ın Starlink uydu sistemlerinin devreye sokulması, modern savaşın sadece karada değil, yörüngede de sürdüğünün bir kanıtıdır.
Ajan ve işbirlikçiler aracılığıyla halkı provoke etme girişimi, uydular vasıtasıyla iletilen mesajlarla bir ayaklanma provasına dönüştürülmek istenmiştir. Ancak bu hamle, Rusya ve Çin gibi diğer küresel güçlerin teknik desteğiyle bloke edilmiştir. Siber engellemeler ve İran halkının rejime destek amacıyla sokaklara çıkması, satranç tahtasında beklenen "halk ayaklanması" hamlesinin boşa çıkmasına neden olmuştur.
Piyonların Değişimi: DEAŞ ve Etnik Unsurlar
ABD stratejisi, bir piyonun önü kesildiğinde hemen diğerine yönelmek üzerine kuruludur. Doğrudan müdahalenin riskli olduğu durumlarda, DEAŞ gibi "yapay" örgütler veya bölgedeki etnik hassasiyetler birer saldırı aparatı olarak sahaya sürülmektedir. Bu örgütler ve gruplar, ABD’yi bir "kurtarıcı" veya "hami" olarak görerek kendilerine biçilen role razı olmaktadır. Oysa büyük resimde piyonun görevi, şahı korumak ya da rakibi oyalamaktır; işi bittiğinde ise tahtadan ilk çıkarılan yine o piyonlar olmaktadır.
Bel Altı Vuruşlar ve Kumpaslar
Ortadoğu’daki bu konjonktürel oyun, etik kurallardan ziyade "kazanmak için her yol mübahtır" ilkesine dayanmaktadır. ABD, karşısında kim oturuyorsa ona karşı kumpas, dezenformasyon ve bel altı vuruşları birer diplomatik araç olarak kullanmaktadır. Ancak unutulmamalıdır ki, piyonlar geçici, coğrafya ve halklar kalıcıdır. Günün sonunda kullanılan piyonlar devre dışı kaldığında, geriye sadece yıkım ve yeniden dizayn edilmeye çalışılan bir coğrafya kalmaktadır.
Sonuç: Dirayet ve Feraset Kazanacaktır
Satrançta taşların gücü önemlidir, ancak oyunu kazanan taşlar değil, oyuncunun zekası ve sabrıdır. Ortadoğu’nun karmaşık labirentinde kurulan bu tezgahlar karşısında durabilecek tek güç, bölgesel feraset ve devlet geleneğine dayalı dirayettir. Dış müdahalelere ve teknolojik kuşatmalara karşı toplumsal birliğini koruyan, oyunun kurallarını dışarıdan yazanlara karşı kendi hamlesini geliştiren aktörler, bu zorlu konjonktürden en az zararla çıkacaktır.
Bu satranç tahtasında son sözü, piyonların arkasına gizlenenler değil, oyunun tüm tezgahlarını fark eden feraset sahipleri söyleyecektir.