?>

İstikrarsızlığa adım adım

Ekrem Işık

11 ay önce

Ortadoğu coğrafyası, on yıllardır büyük güçlerin çıkar çatışmalarının sahnesi olmaya devam ediyor. Bu çatışmaların merkezinde ise, bölgesel istikrarsızlığı artıran tek taraflı müdahaleler, çifte standartlar ve diplomasi yerine askeri güç kullanımına başvuran devletler yer alıyor.

 Son gelişmeler bir kez daha gösterdi ki İsrail, uluslararası hukuku hiçe sayarak, bölgedeki istediği ülkeye saldırma hakkını kendinde görüyor. Bu pervasız tutumun en son örneği, ABD ve İran arasında sürdürülen diplomatik görüşmelerin son aşamasında İran’a yönelik gerçekleştirilen İsrail saldırısı oldu.

Bu saldırı sadece bir “önleyici müdahale” değildir; aynı zamanda bölgede uzlaşı ihtimalini ortadan kaldıran ve yeni bir istikrarsızlık perdesini aralayan bir adımdır.
İsrail, nükleer faaliyetleri gerekçe göstererek İran’a yönelik askeri müdahalelerde bulunurken, kendi nükleer cephaneliğini uluslararası denetimden ısrarla uzak tutmaktadır.

 Oysa İran, yıllardır Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu (UAEK) denetimlerine açık davranmakta ve nükleer faaliyetlerini şeffaflık içinde yürütmeye çalışmaktadır. Buna rağmen baskıların odağında kalmakta, ambargolar ve tehditlerle köşeye sıkıştırılmaktadır.

Bu noktada dikkat çekici olan bir başka husus, İsrail’in bölgesel barış ihtimalinden rahatsız olmasıdır. ABD ve İran arasında yürütülen görüşmelerin uzlaşıyla sonuçlanabileceği bir dönemde yapılan İsrail saldırısı, aslında gerçek niyetin “barışı engellemek” olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
 İsrail için mesele yalnızca nükleer değil; mesele Ortadoğu'da hiçbir güçlü bölge ülkesinin varlık göstermemesidir.
Bu durumda İran, Türkiye ve Pakistan gibi bölgesel güçlerin, sadece kendi güvenlikleri için değil, Ortadoğu’nun geleceği adına da birlikte hareket etmesi kaçınılmaz hale gelmektedir. Bu ülkeler tarihsel, kültürel ve stratejik bağlarıyla bölgenin dengesi açısından kilit rol oynamaktadır.
 Pakistan, nükleer güce sahip bir ülke olarak, benzer bahanelerle hedef haline gelebilir. Bu nedenle İran ve Türkiye ile iş birliği içinde olması hem kendi bekası hem de bölgesel direncin güçlenmesi için önemlidir.

Öte yandan, ABD’nin küresel hegemonyasını sürdürebilmek adına Çin’in yükselişini baskılamak için ekonomik ve siyasi manevralar yaptığı da bir gerçektir.

Çin, kendi ulusal çıkarları gereği de olsa, ABD’nin tek kutuplu dünya düzeni dayatmasına karşı çıkmak zorundadır. Aynı şekilde Rusya da, NATO’nun doğuya doğru genişlemesine ve çevreleme stratejisine karşı direnç göstermekte; bu durum onu, doğrudan Ortadoğu dengeleriyle ilgilenmek zorunda bırakmaktadır.
İsrail’in saldırgan politikalarının önü alınmazsa, Ortadoğu’da barış ve istikrar ihtimali uzun yıllar boyunca ötelenmiş olacaktır.

Türkiye, İran ve Pakistan’ın, Rusya ve Çin ile stratejik iş birlikleri geliştirmesi, sadece İsrail’in tek taraflı hamlelerini dengelemekle kalmayacak, aynı zamanda ABD merkezli küresel istikrarsızlık politikalarına da bir cevap olacaktır.

Sonuç olarak; Ortadoğu adım adım istikrarsızlığa sürüklenmektedir. Ancak bu sürecin önüne geçmek mümkündür.
Bunun için bölge ülkelerinin ortak akıl ve karşılıklı çıkarlar doğrultusunda güç birliği yapmaları elzemdir. Aksi halde, bir ülkenin ardından diğerleri de aynı gerekçelerle hedef alınacak; bölgemiz, dış müdahalelerin kalıcı kaosu haline gelecektir.
YAZARIN DİĞER YAZILARI