?>

İspanya gezisi-3

Ekrem Işık

1 ay önce

Endülüs’ün büyüleyici atmosferinde Sevilla’daki iki günün ardından, rotamı tarihin derinliklerine, Kordoba’ya (Kurtuba) çevirdim. Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte Mairena del Alcor’daki otelimden ayrılarak şehre veda ettim. Otelin hemen önündeki duraktan bindiğim otobüsle Sevilla merkeze ulaştığımda, günün geri kalanı için enerji toplamak adına bir kafeye uğradım. Kruvasan ve demlenmiş çaydan oluşan hafif bir kahvaltı, İspanyol sabahlarının o kendine has huzuruyla birleşince güne harika bir başlangıç oldu.

***

Santa Justa’dan Kordoba’ya: Hızlı ve Konforlu Geçiş

Kahvaltının ardından *Santa Justa Tren İstasyonu*’na geçtim. Türkiye’deyken mobil uygulama üzerinden aldığım biletin saatini beklerken istasyonu gözlemleme fırsatım oldu. Burası bir tren istasyonundan ziyade modern bir havalimanını andırıyor; dev ekranlar, şık kafeler ve alışveriş dükkânlarıyla donatılmış geniş bir alan.

İspanya’daki tren sisteminde güvenlik oldukça sıkı. Peronlara giriş saatinizden yaklaşık yarım saat önce, dev ekranlarda hangi kapıdan geçeceğiniz ilan ediliyor. Dedektör kontrolünden geçtikten sonra belirlenen vagon ve koltuğunuza yerleşiyorsunuz. Yaklaşık 45 dakikalık konforlu bir yolculuğun ardından kendimi Kordoba’nın tarihi dokusunda buldum.

***

Tarihin İçinde Bir Yürüyüş: Roma Köprüsü ve Saraylar

Kordoba’da konaklayacağım otel, tren istasyonuna sadece 15 dakikalık yürüme mesafesinde ve tam da tarihi mekanların kalbindeydi. Otele yerleşir yerleşmez resepsiyondan aldığım turistik harita rehberliğinde yola koyuldum. İlk durağım, şehrin içinden geçen nehrin üzerindeki görkemli *Roma Köprüsü* oldu. Köprünün bir ucundan diğerine yürüyüp kalesine girdiğimde, şehrin silüeti sizi adeta orta çağa davet ediyor. Ardından Krallar Sarayı'nın (Alcázar) çevresini dolaşarak bu çok katmanlı medeniyetin izlerini sürdüm.

***

Sütunlar Ormanı: Kurtuba Camii-Katedrali

Günün en önemli randevusu, eski ismiyle *Kurtuba Camii, şimdiki adıyla **Mezquita Katedrali* idi. Biletimi önceden almıştım ancak giriş saatim 17.30 olduğu için şansımı erken denemek istedim. Görevliler saati gelmeden içeri almayınca, bu süreyi çevredeki sokakları keşfederek değerlendirdim.
Şans eseri karşıma çıkan bir Suriye lokantası, günün en lezzetli sürprizi oldu. Menüdeki humus, içli köfte (kübe), şavurma ve finaldeki baklava, Doğu ile Batı'nın bu topraklardaki sentezini tabağıma taşıdı. Üzerine yandaki kafede içtiğim Türk çayı ve kahvesi ise kendimi evimde gibi hissettirdi.

Giriş saati geldiğinde nihayet içeri girdim. Dünyanın en fazla sütununa sahip yapılarından biri olan Kordoba Camii, "sütunlar ormanı" tabirini sonuna kadar hak eden müstesna bir eser. İçeride gezerken rastladığım Arapça yazılı tabletler ve orada tanıştığım Faslı bir aile ile ettiğimiz sohbet, bu mekanın sadece bir müze değil, yaşayan bir tarih olduğunu bir kez daha hatırlattı.

***

Madrid Üzerinden İstanbul’a Dönüş

Kordoba’daki keşif dolu günün ardından, ertesi sabah erkenden otobüs terminaline geçtim. Madrid yönüne tren biletlerinin yüksek maliyeti nedeniyle bu kez otobüsü tercih etmiştim. Trenle 1.5 saat süren yolculuk, otobüsle yaklaşık 4 saat sürse de İspanya kırsalını izlemek keyifliydi.
Madrid’e vardığımda havalimanına yakın bir otele yerleştim. Ertesi sabah için Uber rezervasyonumu yaparak son hazırlıklarımı tamamladım. Akşam yemeğinde yediğim veda pizzası ve ertesi gün havalimanındaki son internet turuyla birlikte, bu muhteşem İspanya serüvenini öğleden sonra kalkacak İstanbul uçağıyla noktalamak üzere havalandım.
Endülüs; hafızamda rengarenk çiçekli avluları, görkemli sütunları ve derin tarihi mirasıyla kalacak.
YAZARIN DİĞER YAZILARI