“Ramazan ayı mağfiret ayıdır” deriz. Dilimizde rahmet, af ve merhamet…
Fakat elimizdeki terazide fırsatçılık, kasada fahiş fiyat, vitrinde yapay bir bereket…
Sahi, mağfiret dilde mi başlar, yoksa kalpte ve davranışta mı?
Ramazan; nefsi terbiye, açın halini anlama, paylaşma ve infak ayıdır. Oruç; yalnız mideyi değil, gözü, dili ve eli de tutmaktır. Fakat bir yanda “rahmet ayı” söylemi yükselirken, diğer yanda temel gıdaya zam üstüne zam yapılıyorsa; bu çelişki sadece ekonomik değil, ahlâkî bir krizdir.
“Ramazan’da şeytanlar bağlanır” deriz. Ama demek ki asıl mesele dışarıdaki şeytan değil; içimizdeki fırsatçıdır. İnsanın açlığını, telaşını, iftara yetişme kaygısını kazanca dönüştürmek; ibadetin ruhunu zedeler. Üçü beşe, beşi ona satmak; sadece fiyatı değil, vicdanı da artırır mı?
Oruç; sabrı öğretir. Sabır ise başkasının zor anını kazanca tahvil etmemeyi… Mağfiret bekleyen, önce merhamet eder. Affı uman, önce adaletli olur. İbadet, yalnızca ritüel değil; aynı zamanda muameledir.
ibadeti parçalara ayırmaktır.
Paylaşmak, Ramazan’ın kalbidir. Fakat zekât başkasına gitmesin diye her türlü hileye başvurup, sonra da bir yardım kolisini kamera eşliğinde dağıtmak; iyiliği gösteriye dönüştürmektir. Oysa iyilik; gizli yapıldığında büyür. Reklamla büyüyen, niyetle küçülür.
Toplum olarak en büyük yanılgımız; dini yalnızca bireysel bir performans zannetmemizdir. Oruç tamam, namaz tamam, teravih tamam… Peki ya kul hakkı? Peki ya adil fiyat? Peki ya komşunun sofrası? Mağfiret; kul hakkının gölgesinde beklemez.
Piyasa Ahlâkı da İbadettir
Ekonomi, ahlâktan bağımsız değildir. Piyasa; vicdansız bir alan değil, bilakis vicdanın sınandığı yerdir. Ramazan’da fiyatı artırmak “piyasa koşulu” olabilir; ama merhameti azaltmak hangi koşulun gereğidir? Fırsatçılık, hukuken serbest olabilir; fakat ahlâken meşru mudur?
Ramazan; yalnızca bireysel arınma değil, toplumsal arınmadır. Eğer bir ay boyunca sofralarımızda israf, etiketlerde fahiş artış, gönüllerde gösteriş varsa; mağfireti göğe değil, aynaya sormalıyız.
Kendimizi Kandırmayalım
Asıl tehlike; yanlış yapmak değil, yanlışı ibadetle örtmeye çalışmaktır. Kendimizi kandırdığımız sürece, Ramazan da bizi kandırır. Oruç; aç kalmak değil, aç bırakmamaktır. İnfak; artanı vermek değil, hak edeni gözetmektir. Mağfiret; merhametin başladığı yerde tecelli eder.
Geliniz, bu Ramazan’da teraziyi düzeltelim. Fiyatı değil, vicdanı yükseltelim. Reklamı değil, niyeti büyütelim. Şeytanın bağlanmasını beklemeyelim; içimizdeki fırsatçıyı bağlayalım.