Bir “Öğretmenler Günü”nü daha geride bıraktık. Fakat geriye dönüp baktığımızda bugünün anlamının, geçmiş yıllardaki derinliğinden ve manevî değerinden her geçen yıl biraz daha uzaklaştığını acı bir şekilde görüyoruz. Bir zamanlar öğretmenlik; idealizmin, fedakârlığın ve bir nesli şekillendirme azminin en kutsal yansımasıydı. Göstermelik hediyelerle değil, öğrencilerin gözlerindeki ışıkla anlam kazanırdı. Öğretmenler, ömürlerini “insan yetiştirme” davasına adar; imkânsızlıkları erdemle aşar; toplumun geleceğini inşa eden görünmez mimarlar olarak anılırlardı.
Bugün ise kapitalizmin kıskacında öğretmenlik mesleğinin ruhu adeta kuşatılmış durumda. Maneviyatın ölçü olduğu devirlerden, maddiyatın belirleyici olduğu dönemlere savrulduk. Bir nesli inşa eden öğretmen profilinden, hediye yarışıyla öğrencileri ve velileri rekabete sürükleyen bir anlayışa doğru yol aldık. Artık Öğretmenler Günü, değerli bir hatırlanma günü olmaktan çıkıp, kapitalist düzenin dayattığı gösterişli tüketim ritüellerinin bir parçasına dönüşüyor.
Öğretmenler yıllar önce yokluk içinde, mütevazı bir maaşla öğrencilerine rol model olabiliyor, onlara sadece bilgi değil, hayatı öğretiyordu. Bugün ise çok daha iyi ekonomik şartlara rağmen, şımarık, ukala, bilgiden çok gösterişle beslenen bir gençliğin yetiştiğine tanıklık ediyoruz. Kapitalizmin vahşileştiği bu dönemde öğretmenlik mesleği bile “mal biriktirme”, “daha iyi hediye alma” ya da “özel ders ekonomisi” etrafında dönen bir çarka dönüşüyor.
Elbette tüm öğretmenleri aynı kefeye koymak büyük bir haksızlık olur. Kapitalizmin tüm tahribatına rağmen, hâlâ gönlünü öğrencilerine adamış, idealist, vicdanlı, öğretmeyi bir onur meselesi sayan öğretmenler var. Onlar, zamanın ruhuna yenilmeyen değerlerin temsilcileridir ve her türlü takdiri hak ediyorlar.
Ne var ki bir de mesleğin adını kirletenler var: Öğrenciler arasında “hediyesinin maddî değeri” üzerinden ayrım yapanlar… Özel ders verdiği öğrenciyi ayrıcalıklı kılıp, vermediğini görmezden gelenler… Pahalı hediyelerle kendisine yakınlık kurulabileceğini düşünenlere kapı aralayanlar… Bu sözde öğretmenlerin Öğretmenler Günü’nü kutlamıyorum. Çünkü onlar, öğretmenlik mesleğini değil, kapitalist dünyanın küçük hesaplarını temsil ediyor.
Öğretmenlik, hediye ile değil, vicdanla ölçülür. Bir nesli ayağa kaldıran da, bir nesli çürüten de öğretmenlerin dokunuşudur. Bugünün en önemli sorusu şudur:
Kapitalizm mi öğretmeni şekillendiriyor, yoksa öğretmen mi kapitalizme teslim oluyor?
Belki de bize düşen, idealine sadık kalan öğretmenleri daha fazla görünür kılmak ve öğretmenlik makamını kapitalizmin gölgesinden çıkaracak bir bilinç inşa etmektir. Öğretmenler Günü, tüketime değil; eğitimin kalitesine, öğretmenin gönüllülüğüne ve öğrencinin insan olarak değerine vurgu yapan bir gün olmalıdır.
Gerçek öğretmenlerimizin Öğretmenler Günü kutlu olsun. Sözde öğretmenler ise bilsin ki; asıl değer parayla değil, insanla kazanılır.