?>

Sağlığımız bu kadar ucuz mu?

Ekrem Işık

5 ay önce

Öncelikle şunu açıkça ifade edelim: Sağlığımızı belirleyen en temel unsurlardan biri, hatta belki de en önemlisi tükettiğimiz gıdalardır. Sağlıklı gıda, sağlıklı birey; sağlıksız gıda ise kaçınılmaz olarak hastalık demektir. Ne var ki bugün geldiğimiz noktada bu basit gerçeği dahi göz ardı eden bir tabloyla karşı karşıyayız.

Artık yaşadığımız ülkede zeytinden peynire, baldan tereyağına, yoğurttan yağa kadar neredeyse her gıda maddesinin sahtesine ulaşmak mümkün. Taklit ve tağşiş adeta istisna olmaktan çıkmış, sıradanlaşmıştır. Bu başlı başına büyük bir sorunken, daha vahim olan ise gıda üretiminde kullanılan kimyasal maddelere maruz kalmamızdır.

Sebze ve meyve üretiminde yaygın biçimde kullanılan zirai ilaçlar, yüksek oranda pestisit içermektedir. Zaman zaman basına yansıyan haberlerde, Türkiye’den ihraç edilen sebze ve meyvelerin gümrüklerden geri çevrildiğini duyuyoruz. Peki neden? Çünkü bu ürünlerde tespit edilen pestisit oranları, izin verilen sınırların üzerinde çıkmaktadır.

Avrupa Birliği mevzuatında bu sınırlar “MRL (Maximum Residue Limit – Maksimum Kalıntı Limiti)” olarak tanımlanmıştır ve bu kriterler Türkiye tarafından da kabul edilmiştir. Yani sorun mevzuatta değil, uygulamadadır. Çünkü kabul edilen kuralların gereği olan kontrol ve denetimlerin, yeterli ve etkin biçimde yapıldığını söylemek maalesef mümkün değildir.

AB ülkelerinde bu süreç son derece şeffaftır.

– Nereden numune alındığı,

– Kaç numune alındığı,

– Laboratuvar analiz sonuçları

kamuoyuyla açıkça paylaşılmaktadır.
Tarladan pazara, halden market rafına kadar her aşamada mevzuata uygun sayıda numune alınır, laboratuvarlarda analiz edilir ve sonuçlar gizlenmeden açıklanır. Çünkü orada öncelik ticaret değil, insan sağlığıdır.
Bizde ise bu şeffaflıktan söz etmek zor. Denetimler yetersiz, sonuçlar çoğu zaman kamuoyuna açık değil. Dahası, pestisit içeren zirai ilaçları satanlara yönelik denetimler de ciddi soru işaretleri barındırmaktadır.

Yetki belgesi olmayanların ilaç satamaması gerekirken, kimlerin ne sattığı, kime sattığı çoğu zaman kayıt altına dahi alınmamaktadır. Oysa bu satışların kayıt altına alınması, düzenli denetlenmesi ve izlenmesi şarttır.

Tüm bunlar yapılmadığında ortaya çıkan gıda kaynaklı hastalıkların vebali, “kader” diyerek geçiştirilemez. Denetimsizlik sonucu oluşan hastalıklar, ihmallerin, sorumsuzlukların ve görmezden gelmenin sonucudur. Bunun adı kader değil, ihmaldir.

Sormak gerekiyor:

Sağlığımız gerçekten bu kadar ucuz mu?
İnsan hayatı, denetimsizliğe, çıkar hesaplarına ve ihmallere kurban edilecek kadar değersiz mi?

Unutulmamalıdır ki sağlıklı toplum, ancak sağlıklı gıda ve etkin denetim ile mümkündür. Aksi halde hastaneler dolup taşar, ilaç masrafları artar, ama sorun asla kökünden çözülmez. Çünkü hastalığı değil, hastalığı doğuran nedenleri konuşmak ve ortadan kaldırmak zorundayız.

YAZARIN DİĞER YAZILARI