Bir yasa çıkarılır, ardından yönetmelikler hazırlanır.
Uygulama takvimine bağlanır, cezai müeyyideler ilan edilir.
Güzel…
Ama ya sonrası?
İşte tam da burada tıkanıyoruz.
Çünkü bu ülkede yasaların kâğıt üzerinde kalması, uygulamanın ise keyfiyete dönüşmesi artık sıradanlaştı.
Öyle ki, kapalı alanlarda sigara içme yasağı sanki hiç ilan edilmemiş gibi. Ne kafelerde, ne çay ocaklarında, ne de kamu kurumlarında bu yasak ciddiye alınıyor. Yasak tabelası var ama içi boş; bir tür dekor.
Denetim olmayınca keyfilik alıp başını gidiyor. Bu sadece sigara yasağıyla sınırlı değil elbette. Asıl vahamet, gıda güvenliğinde yaşanıyor.
Sahte baldan kostikli zeytine, jelatini yoğurda, leş niteliğindeki ete kadar her türlü riskli gıda sofralarımıza kadar ulaşabiliyor.
Kimsenin aklına şu soru gelmiyor: Bu ürünler raflara, tezgâhlara, fırınlara nasıl ulaşıyor? Çünkü ortada denetleyen yok!
Siz hiç markette, kasapta, manavda, fırında denetime denk geldiniz mi? Denetlenmediği için her türlü sahtekârlık serbest.
Bu serbestlik de sadece midemizi değil, sağlığımızı, geleceğimizi kemiriyor.
Tarım ürünleri deseniz, o da ayrı bir âlem… Genetiğiyle oynanmış domatesler, ilaçla şişirilmiş sebzeler, doğallıktan eser kalmayan meyveler…
Kısacası kim ne isterse onu yapıyor. Çünkü denetim yok. Otorite yok. Hesap soran yok.
Sadece gıda mı? Kent yaşamına bakın… Şehir içinde tonlarca havai fişek depolanıyor. Tehlikenin farkında olan yok.
Kahvehaneler kaldırımlara masa atmış, yayalar yolunu değiştirmek zorunda kalıyor. Dükkanlar sınır tanımadan alanlarını genişletiyor.
Kamuya ait kaldırım ve yollar işgal altında. Belediyeler ya görmüyor ya da görmek istemiyor.
İşte bu tablo bize açıkça şunu söylüyor: Denetim yoksa, düzen de yoktur. Keyfiliğin egemen olduğu yerde ne hukuk işler, ne vicdan.
Olan sıradan vatandaşa olur. Aldığı gıdayla zehirlenir, yolda yürüyemez hale gelir, kamu hizmetini bile eksik alır.
Bir toplumun sağlıklı işlemesi, sadece yasa çıkarmakla değil, o yasanın uygulanmasıyla mümkündür.
Denetimsiz bir sistem, yolsuzluk ve sahtekârlığın doğal ortamıdır. Bu nedenle denetim sadece teknik bir iş değil, aynı zamanda bir vicdan meselesidir.
Toplumun her kesimi – yöneticisi, esnafı, tüketicisi – bu sorumluluğu omuzlamalıdır.
Aksi takdirde “denetim, menetim yok” serzenişi; bir şikâyet olmaktan çıkıp, alışılmış bir teslimiyete dönüşür.