?>

Üniversitelerin değeri düştü

Ekrem Işık

5 ay önce

Türkiye’de üniversite okumanın temel motivasyonu büyük ölçüde istihdam beklentisidir.

Gençler üniversiteye bilgi için değil, iş için gider. Bu gerçeği görmezden gelerek yapılan her eğitim politikası, yeni bir hayal kırıklığı üretir. Bugün gençlerin en sık sorduğu soru nettir: “Üniversite okuyup işsiz kalacaksam, neden okuyorum?”

Bu soru duygusal değil, istatistiklerle desteklenen bir sorudur.
Resmî veriler ve saha gözlemleri gösteriyor ki Türkiye’de işsizlerin önemli bir kısmı üniversite mezunlarından oluşmaktadır. İşsizlik oranı genel nüfusta yüksekken, üniversite mezunları arasında bu oran daha da dikkat çekicidir. Bazı bölümlerde mezuniyet sonrası ilk üç yıl içinde iş bulamayanların oranı yüzde 40’ları, hatta 50’leri aşmaktadır.

Düne kadar “garanti meslek” olarak görülen mühendislik, hukuk, eczacılık, diş hekimliği gibi alanlarda dahi tablo iç açıcı değildir.

Hukuk fakültelerinden her yıl on binlerce mezun çıkmakta, ancak açılan hâkimlik, savcılık ve avukatlık piyasası bu sayıyı karşılamamaktadır.
Mühendislikte mezun sayısı artarken, sanayi ve teknoloji yatırımları aynı hızda büyümemektedir.
Eczacılıkta mezun sayısı, açılabilecek eczane ve istihdam alanlarının çok üzerine çıkmıştır.

Sorunun temelinde plansız üniversiteleşme vardır. Bugün neredeyse her ilde, hatta bazı illerde birden fazla üniversite bulunmaktadır. Ancak bu üniversiteler açılırken:

Ülkenin istihdam ihtiyacı

Bölgesel kalkınma planları

Akademik kadro yeterliliği

Fiziki ve bilimsel altyapı yeterince dikkate alınmamıştır.
Sonuç olarak arz artmış, talep yerinde saymıştır. Bu durum her bölümden aşırı mezun verilmesine, iş alanlarının ise dar kalmasına yol açmıştır. Bugün üniversite mezunlarının zincir marketlerde kasiyerlik için başvurması bir “meslek tercihi” değil, sistemsel bir başarısızlıktır.

Üniversite sayısındaki artış, nitelikli mezun sayısını artırmamış; aksine niteliksiz diploma enflasyonu oluşturmuştur. Akademik kadrosu yetersiz, laboratuvarı olmayan, uygulamadan kopuk eğitim veren üniversitelerde okuyan öğrenciler mezun olduklarında piyasaya hazır olamamaktadır. İşverenler ise artık diplomaya değil, beceriye bakmaktadır.

Bu noktada gençler ağır bir psikolojik yükle karşı karşıya kalmaktadır. Yıllarını verip mezun olan ama iş bulamayan genç, bu kez sistemi değil kendini suçlamaktadır. “Zamanımı boşa harcadım” düşüncesi, ciddi bir umutsuzluk ve güvensizlik üretmektedir. Bu tabloyu gören yeni kuşaklar ise üniversite tercihinden uzaklaşmakta, hatta üniversiteyi gereksiz görmeye başlamaktadır.

İşte tam da bu nedenle üniversitelerin değeri düşmüştür.

Peki, ne yapılmalı?

Sorunu tespit etmek yetmez; çözüm üretmek zorundayız:

1. Kontenjanlar istihdam verilerine göre belirlenmelidir.

Her bölümün mezun sayısı, o alandaki gerçek iş ihtiyacına göre planlanmalıdır.

2. Niteliksiz üniversiteler gözden geçirilmelidir.

Akademik kadrosu ve altyapısı yetersiz üniversiteler ya kapatılmalı ya da güçlü üniversitelerle birleştirilmelidir.

3. Uygulamalı ve beceri temelli eğitim artırılmalıdır.

Üniversite–sektör iş birliği zorunlu hâle getirilmelidir.

4. Mesleki ve teknik eğitim yeniden cazip hâle getirilmelidir.

Her gencin üniversiteye gitmesi gerektiği algısı terk edilmelidir.

5. Üniversite sadece diploma değil, yetkinlik kazandırmalıdır.

Eleştirel düşünce, problem çözme ve üretme becerileri merkeze alınmalıdır.
Aksi hâlde üniversite diploması, toplumsal yükselmenin anahtarı olmaktan çıkacak; gençler için sadece boşa harcanmış yılların belgesi hâline gelecektir.
Hasılı; mesele üniversite sayısı değil, üniversitenin niteliği ve işlevi meselesidir. Bu gerçek görülmedikçe, üniversitelerin değeri düşmeye devam edecektir.
YAZARIN DİĞER YAZILARI