?>

Her şey çakma

Ekrem Işık

5 ay önce

Gösteri ve sahtelik hayatın her alanına öyle derinlemesine sirayet etmiş ki, artık yapılanın ne olduğu değil, nasıl göründüğü önemsenir hâle geldi.

İşin iç yüzüyle ilgilenmiyoruz.

Doğru mu, hak edilmiş mi, vicdanı bir karşılığı var mı; bunlar tali meseleler. Yeter ki görünelim, yeter ki alkış alalım.

Bugün bir plaketin, bir ödülün, bir unvanın neyi temsil ettiğini gerçekten sorgulayan kaç kişi var?

Verilen ödül neyin karşılığıdır?
Hangi emeğin, hangi liyakatin, hangi ahlaki duruşun sonucudur?
Yoksa mesele çok mu basit: “Benden ol, dediklerimi yap, sadık kal; seni seçerim, hatta ödüllendiririm.”
Bu ilişki biçimi vicdanları rahatsız etmiyor mu?

Törenler düzenleniyor, isimler veriliyor, jüriler oluşturuluyor. Güya yapılanlar, yazılanlar, çizilenler üzerinden değerlendirme yapılıyor.

Oysa perde arkasında her şey önceden belli. Senaryo yazılmış, roller dağıtılmış. Geriye sadece figüranlık kalmış. Ama garip olan şu ki, kimse bundan rahatsız değil. Vicdanlar sanki toplu izne çıkmış gibi.
Birilerine güzelleme yaparak, amiyane tabirle yalakalıkla alınan ödüller, paketler, unvanlar, terfiler…
Bunlar hak edilmediğinde insanın içi sızlamaz mı?
Aynaya baktığında yüzün kızarmaz mı?
Yoksa sahte olan sadece ödüller değil, bizatihi kendimiz miyiz?

Yapay ve çakma bir senaryoda rol almak, insanı yavaş yavaş kendine yabancılaştırır. Önce susarsın, sonra kabullenirsin, en sonunda da bunu normalleştirirsin. İşte asıl tehlike burada başlar. Çünkü sahte bir düzen içinde var olmaya çalışırken, farkına varmadan sahteleşiriz.

Üstelik bu çakma ödül ve unvanlarla yapılan reklamlar, sosyal medya paylaşımları, vitrine konulan başarı hikâyeleri… İnsan bunlara bakınca üzülmeden edemiyor. Acınası olan, ödül almak değil; hak edilmemiş bir şeyi gururla sergileyebilmektir.
Kendimize hiçbir şey katmamışken, kime ne verebiliriz?
Okumadan, düşünmeden, üretmeden, emek vermeden hangi değerin temsilcisi olabiliriz?
Oysa doğru ve dürüst olmak, tüm plaketlerden, madalyalardan ve alkışlardan daha kıymetli değil midir?
Bırakalım ödül almayı. Önce kendimiz olalım.

Kendimiz olarak yaşamak, başkasının gözünde makbul görünmekten, alkışlanmaktan, vitrine konulmaktan çok daha değerlidir. Çünkü insanı insan yapan, aldığı ödüller değil; kaybetmediği vicdanıdır.

Ve bugün belki de en büyük ödül, hiçbir törenle verilmeyen ama ömür boyu taşınan bir şeydir:

Sahici kalabilmek.

YAZARIN DİĞER YAZILARI