?>

Kendi yer salkımı, ele verir talkını

Ekrem Işık

4 ay önce

​Tarih, sadece olayların akışını değil, aynı zamanda uygulanan stratejilerin arkasındaki derin çelişkileri de kaydeder. İngiliz siyaset aklının ve Batı emperyalizminin modern dünyayı şekillendirirken kullandığı en etkili silah, kendi evlerinde kapattıkları "etnik fitne" kapılarını, hedef aldıkları coğrafyalarda ardına kadar açmak olmuştur. Ortaya çıkan tablo ise tam olarak atasözündeki gibidir: "Kendi yer salkımı, ele verir talkını."

​Çifte Standartlı Bir Dünya İnşası

​Amerika kıtasının kolonizasyon sürecinden sonra, İngiliz mirası üzerine inşa edilen Amerika Birleşik Devletleri; bünyesinde İspanyol, Portekiz, İngiliz, Afrika ve daha birçok farklı unsuru barındıran devasa bir kozmopolit pota olarak kurgulandı. Kendi bekalarını "E Pluribus Unum" (Çokluktan Birliğe) ilkesiyle, yani onlarca farklı ırkı tek bir üst kimlikte eriterek sağladılar. Devletin ismini bile bir ırka dayandırmayıp, coğrafi bir kapsayıcılıkla "Birleşik Devletler" olarak belirlediler.

​Ancak aynı akıl, söz konusu Osmanlı İmparatorluğu ve Doğu coğrafyası olduğunda bambaşka bir reçete sundu: Wilson İlkeleri ve "Kendi Kaderini Tayin Hakkı" (Self-Determination).

​Ulus Devlet Tuzağı ve Milliyetçilik Aşısı

​Osmanlı İmparatorluğu, yüzyıllarca "Millet Sistemi" ile farklı inanç ve kökenleri bir arada tutmayı başarmış bir devasa çınardı. Batı emperyalizmi, bu çınarı devirmek için milliyetçilik aşısını enjekte etti. Emperyalizmin kadim "Böl, parçala, yut" ilkesi, bu kez eğitim sistemlerine sızdırılan, edebiyata işlenen ve tarih kitaplarında köpürtülen bir ırkçılıkla sahnelendi.
​Zonklayan Sınırlar: Birbirine komşu, hatta iç içe geçmiş halklar arasına yapay sınırlar çizildi.

​Tetiklenen Nefret: Milliyetçiliğin milliyetçiliği doğuracağı, her mikro-kimliğin bir başkasına düşman kesileceği çok iyi hesaplanmıştı.

​Kader Birliğinden Kin Birliğine: Bin yıl beraber oturan, beraber yürüyen, aynı sofrada doyan ve aynı cephede omuz omuza can veren halklar; bir sabah uyandıklarında birbirlerinin "ötekisi" haline getirildi.

​Medet Umulan Cellat

​Bugün gelinen noktada, parçalanmış coğrafyaların en acı manzarası şudur: Birbirinden koparılan ve birbirine düşman edilen küçük devletçikler, maruz kaldıkları bu kaostan kurtulmak için, bu fitneyi yayan odaklardan medet umar hale gelmişlerdir. Celladına aşık olan kurban misali, bölünenler birleşmeyi kendi kardeşinde değil, kendisini bölenin himayesinde aramaktadır.

​Oysa tarih bize fısıldıyor: Kendi sınırları içinde onlarca ırkı "birleşik" bir güç haline getirenlerin, bizim coğrafyamıza "bağımsızlık" adı altında ayrışma öğütlemesi, özgürlük değil bir esaret stratejisidir. Bizler beraber yenildik, beraber savaştık ve ancak beraber yürürsek ayağa kalkabiliriz.

YAZARIN DİĞER YAZILARI