Yaşadığımız çağ, her şeyin vitrine çıkarıldığı, içtenliğin ise unutulduğu bir çağdır. Sanki hayatlarımız bir sahne, bizler de başkalarının alkışına muhtaç oyuncular gibiyiz. Ne sevincimizi içten yaşayabiliyoruz, ne de acımızı derinden hissedebiliyoruz. Çünkü çoğu zaman kendimiz için değil, başkaları görsün diye yaşıyoruz.
Bir düğün konvoyunda çalınan kornalar, sevincin sesi olmaktan çıkıp başkalarının sabrını zorlayan bir gürültüye dönüşüyor. Oysa mutluluğun sesi kalbin derinliklerinden yükselmeliydi. Gece yarısı sokaklarda patlayan havai fişekler, aslında anı paylaşmak değil; başkalarının uykusunu bölen bir gösteriş çığlığıdır. Sevincimizi içtenlikle yaşamak varken, onu israf edip dışarıya pazarlıyoruz.
Lokantalarda yediğimiz yemeği telefon kameralarının önüne sergilerken, aslında tadını damağımızda değil başkalarının gözlerinde arıyoruz. Gözümüz tabağımızda değil, ekranımızda. Oysa yemek, bir nimettir; şükürle, huzurla yenildiğinde doyurur. Ama biz, sofrayı paylaşmaktan çok, onu gösterişe dönüştürüyoruz.
Geziye çıktığımızda doğanın güzelliğini seyretmek, gökyüzünü içimize çekmek, bir ağacın gölgesinde huzur bulmak yerine ardı ardına fotoğraf çekiyoruz. Fotoğraf makineleri ya da telefonlarımız, sanki bizim gözümüz, kalbimiz, hafızamız olmuş. Oysa en güzel kare, gözlerimizle gördüğümüz ve kalbimizde sakladığımızdır. Anı yakalayacağımıza inanırken, aslında anı kaçırıyoruz.
Acılarımız bile vitrine çıkıyor. Taziye evinde bir fotoğraf karesi uğruna ebeveynlerimizi paylaşıyoruz. Acımızı paylaşacağız derken, acımızı pazarlıyoruz. Hasta ziyaretinde hastayı teselli etmek yerine, onun yorgun bedenini bir fotoğrafın fonu hâline getiriyoruz. İnsanlar figüran, duygular malzeme oluyor. Samimiyet ise kayboluyor.
Göstermelik hayatlar… Adı üzerinde: Bizim için olmayan, başkaları için kurgulanmış hayatlar. Yaşadığımızı sanıyoruz ama aslında yaşamıyoruz. Anlamı tüketiyor, duyguları çalıyor, hayatı sahteleştiriyoruz. Bir zamanlar insan, yaşadığını içinde hissederdi. Bugün ise yaşadığını başkasına ispat etmek zorunda hissediyor.
Oysa gerçek mutluluk, başkalarının beğenisinde değil; kendi kalbimizin huzurundadır. Gerçek sevinç, bir düğünde çalan kornada değil; bir dostun samimi tebessümündedir. Gerçek acı, sosyal medyada paylaşılan fotoğraflarda değil; sessizce dökülen gözyaşındadır. Ve gerçek hayat, başkalarının gözü için yaşanmaz; kendimiz için, Rabbimiz için yaşanır.
Unutmayalım: Göstermelik hayatlar bizi tüketir, samimi hayatlar ise bizi büyütür. Sevinçlerimizi paylaşalım ama başkalarının huzurunu bozmadan. Anılarımızı kaydedelim ama anı yaşayarak. Acılarımızı duyuralım ama onuru zedelemeden. Çünkü hayat, gösterişin değil, içtenliğin sahnesidir. Ve bu sahnede en değerli rol, samimi olmaktır.