?>

Neler kaybettik?

Ekrem Işık

7 ay önce

Eskiden ekmeği yere düştüğünde el kaldırıp temiz bir yere koyardık — çünkü ekmek, emeğin ve bereketin simgesiydi. Bugün ekmeği, yemeği hoyratça yerlere döküyoruz; tıpkı değerlerimizi, saygımızı ve insanlığımızı yere atar gibi... Ne oldu bize? Hangi kırılma, hangi acele bu kadar çok şeyi yok etti?

Bir zamanlar yakınımızda bir cenaze varsa günlerce televizyonu kapatır, sükûnetin ve saygının gönlümüzde yer etmesine izin verirdik. Şimdi ise birkaç kuruş uğruna vicdanımızı kapatıp komşu, akraba ayırımı yapmadan birbirimizi yaralıyoruz. Saygı eskiden reflekti; şimdi tercihe dönüştü — ve tercihlerimiz çoğu zaman çıkarın rüzgârında savruluyor.

Büyük bir odaya girildiğinde ayağa kalkmak adetti; büyüğe hürmet, toplumsal bağın görünür işaretiydi. Bugün ise herkesin birbirine karşı alaycı, küçümseyici bir dili var. Anne, baba, büyük demeden dalga geçebiliyoruz; bir ferdin saygınlığı, herkesin eğlencesine feda ediliyor. Bu gülüşlerin altında ne acılar gizleniyor, hangi kopuşlar yatıyor — fark eden yok.

Eskiden sahte işi ifşa edip terliğini dama atardık; dürüstlüğü ve emeği yücelten bir toplumduk. Şimdi dürüst olana değil, düzenbaz olana prim veriyoruz; üçkağıtçılık el üstünde tutuluyor. Sözler artık senet değil, yalnızca kağıt; güvenin kasası delinmiş. Bilgiye, tecrübeye değer verirdik; şimdi cahillik dört köşe yayılmış, şöhret bilgisizliğin maskesi olmuş. Değerlerin sarsılması sadece bireysel davranış değil, toplumsal hafızanın yitirilmesidir.

Komşuluğun, dayanışmanın anlamı eridi. Bir mahallede sevincin de, acının da ortaklaşılacağı günler geride kaldı. Artık herkes kendi penceresinden bakıyor; birbirimizi tanımak yerine uzaklaşıyoruz. Oysa komşu, yalnızca fiziksel yakınlık değil; insanlığın sınandığı ilk yerdir. Komşunun acısına ortak olmayanın kalbi bir yerden çatlamış demektir.

Yiyecek çeşitliliği, zenginlik değildir; şükrün, kanaatin yerini alamaz. Eskiden bir zeytin, bir peynirle şükrederdik; şimdi yirmi çeşit arasından seçtiğimiz lüksleri "çöp" diye küçümsüyoruz. Kanaat erdemi azalırken, israfta sınır tanımıyoruz. İsraf sadece maddî kayıp değil; ruhun doyumsuzlaştırılmasıdır.

Gençlerin bedenleriyle gurur duyması, ifade özgürlüğü başlığı altında tartışılabilir ama fotoğraf çekilen yerde yaşlı kadının sırtını döndüğü hassasiyetin yerini, kamusal alanlarda çıplaklığın övülmesi aldı. Bu, kuşaklar arası bir çatışmanın görüntüsü; saygı ile özgürlük arasındaki ince çizginin kayboluşu. Her özgürlük, sorumluluk ister; sorumluluğun olmadığı özgürlükler toplumsal dokuyu yıpratır.
Eskiden gecenin karanlığında bile uzak şehirlere gidilirdi; güven, insana güvenmekti. Şimdi gündüz bile sokağa çıkamaz olduk; korku, hayatımızı daralttı. Güvenin kaybı, toplumsal yaşamı felç eder. İnsanlar birbirinden şüphe eder oldu; toplumsal sermaye eridi.

Dumanın yüzüne üflendiği günler artık… Önce büyüğün yanında sigara içilmezdi; bugün duman yüzüne savruluyor. Bu sadece nezaket meselesi değil; saygının inceldiğinin bir simgesidir. Ne idik, ne olduk? Bu soru, yalnızca geçmişe duyulan özlem değildir; geleceğe dair bir uyarıdır.

Peki çözüm nerede? Çözüm bireysel geri dönüşlerde, küçük ama kararlı eylemlerde başlar. Ekmeğe saygı, komşuya sahip çıkmak, büyüğe hürmet, sözünde durmak — bunlar büyük idealler değil; günlük seçimlerdir. Her sabah kalkıp bir komşunun halini sormak, bir çocuğa kitap sevgisini aşılamak, dürüst olmanın onurunu yaşamak… İşte toplumun yeniden inşası bu küçük taşların üst üste konmasıyla olur.

Son söz: Halimize ve sonumuza Mevla hayır eylesin demek, sadece bir temenni değildir. O, bize düşen sorumluluğu hatırlatmalıdır. Kaybettiklerimizi sadece anmak yetmez; onları geri kazanmak için her biriyle bugün, şimdi yüzleşmeliyiz. Çünkü umut, geçmişin en iyi parçalarını bugüne taşıyabilenlerin eseridir.

YAZARIN DİĞER YAZILARI