Kürt sanatçılarını rahat bırakın. Üzmeyin, kırmayın, incitmeyin. Çünkü onlar, dili yıllarca yasaklanmış bir halkın sesi, çığlığı ve hafızasıdır. Onlar; acıyı, sürgünü, baskıyı ve zulmü müziğin, sanatın diliyle yoğurup topluma aktaran insanlardır.
Ne yazık ki Kürt sanatçılar, çoğu zaman emeklerinin karşılığını alamadılar. Başarıları ödüllendirilmedi, rahat bir çalışma ve üretim ortamı bulamadılar. Kaderleri genellikle aynı oldu: baskı, dışlanma ve mücadele.
Son günlerde Kürt sanatçılar Mem Ararat ve Diyar'ın tutum ve söylemleri üzerinden yürütülen tartışmalar ve linç kampanyaları da bu gerçeği bir kez daha gözler önüne serdi.
Sanatçıların ne dediğinden çok, ortaya çıkan linç kültürünün üzerinde durmak gerekiyor. Elbette sanatçılar toplumun göz önündeki insanlarıdır. Sözlerine ve davranışlarına dikkat etmeleri beklenir. Düşüncelerini ifade ederken, özellikle sosyal medyanın sert ve kutuplaştırıcı atmosferine karşı daha özenli davranmaları gerekir. Haklarını arayabilirler, kendilerine özgü hassasiyetleri ve özel durumları olabilir. Buna kimsenin itirazı olamaz. Ancak geçmişlerini, emeklerini ve geleceklerini de hesaba katmaları gerekir. Vefayı ve dayanışmayı unutmamaları önemlidir.
Fakat aynı şekilde toplumun da sanatçıya saygı göstermesi gerekir. Sanatçının düşüncesine, mesleğine ve sanatına müdahale etmek doğru değildir. Sanatçı dar kalıplara sıkıştırılamaz. Çünkü sanat üretiminin temel şartı özgürlüktür. Bir sanatçı özgürce düşünebilmeli, üretebilmeli ve eserlerini ortaya koyabilmelidir.
Kürt sanatçıların aşırı derecede politize edilmesi de doğru değildir. Çünkü onlar zaten yıllardır çeşitli baskılar altında yaşamaktadır. Kürt sanatçının kaderi, çoğu zaman çifte baskı arasında sıkışmaktır; bir yandan sistem tarafından ötekileştirilir, diğer yandan kendi toplumunun içindeki siyasi kutuplaşmaların hedefi hâline gelir.
Dünyadaki halkların sanatçıları eserlerinde aşkı, sevinci ve umutları anlatırken, Kürt sanatçıların şarkılarında çoğu zaman acı, ayrılık, sürgün ve gözyaşı vardır. Çünkü yaşanmışlıkları buna tanıklık eder.
Kürt sanatçılar kadar halkına, kültürüne ve kurumlarına özveriyle sahip çıkan sanatçı toplulukları azdır. Yine Kürt sanatçılar kadar bedel ödeyen sanatçılar da çok azdır. Sadece Kürtçe şarkı söyledikleri için sürgüne gitmek zorunda kalanlar, gözaltına alınanlar, haklarında davalar açılanlar ve hapis cezalarıyla karşılaşanlar olmuştur. Birçoğu yıllarca maddi imkânsızlıklar içinde, çoğu zaman açlık sınırında, yalnızca halkının dili ve kültürü yaşasın diye sanatını icra etmiştir.
Kürt sanatının büyük ustalarından Şivan Perwer'den Ciwan Haco'ya, sürgünde yaşamını yitiren Ahmet Kaya'dan Kürt müziğinin ve kadın dengbêj geleneğinin önemli isimlerinden Ayşe Şan'a, yakın zamanda kaybettiğimiz Beytocan'a kadar birçok sanatçı, yalnızca Kürtçe eserler ürettikleri için ağır bedeller ödemiştir. Ve ne yazık ki Kürt sanatçılara bedel ödettirme, şimdi farklı şekillerde devam ettirilmektedir.
Kürt sanatçılar diğer sanatçılara benzemezler; onlar bir dilin, bir kültürün ve tarihsel bir mirasın korunmasında önemli aktörlerdir. Kürt sanatçıların karşı karşıya kaldığı baskılar, aynı zamanda Kürtçenin ve Kürt kültürünün görünürlüğüne, yaşatılmasına yönelik müdahalelerin de bir yansımasıdır.
Geçmişten günümüze Kürt dili ve kültürü çeşitli yasaklarla karşı karşıya kaldı. Uzun yıllar boyunca Kürtçe kamusal alanda yasaklandı, sanatçılar eserlerini özgürce üretemedi. Kürtçe şarkılar nedeniyle konserler iptal edildi, sanatçılar soruşturmalara uğradı, kültürel faaliyetler engellendi. Bütün bunlar yalnızca sanatçılara değil, kültürel çeşitliliğe de zarar verdi.
Bu nedenle Kürt sanatının, Kürt müziğinin ve Kürtçenin kendi doğal akışı içinde yaşamasına izin verilmelidir. Bir kültürün ritmiyle, diliyle ve hafızasıyla oynamak, o toplumun geçmişiyle ve geleceğiyle oynamaktır.
Kürt sanatçılar bizim kültürel hafızamızın taşıyıcılarıdır. Onların eserleri yalnızca müzik değil; aynı zamanda bir halkın acılarının, umutlarının, direncinin ve var olma mücadelesinin kayıtlarıdır.
Bu yüzden bir kez daha söylüyorum: